OSMANLI EĞİTİM SİSTEMİ ÜZERİNE

Abdullah EKER

Kevakib-i Seb’a, Şemsiyye ve Asar-ı Bediiyye ışığında Osmanlı eğitim sistemine ilişkin bir analiz:

Bediüzzaman Hz. İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi eserinde Medreselerin çöküşünün en önemli iki sebebi olarak; adem-i sual-cevap ve münazara nedeniyle öğrencide hasıl olan şevksizliği ve meleke-i ilmiye kazandırmayan sadece kitaptan hüküm söyleyebilme becerisi kazandıran (bir nevi google vazifesi) ezberci yaklaşımı göstermektedir. Bu yaklaşım günümüzün eğitiminde ısrarla öne çıkarmaya çalıştığımız üst düzey bilimsel düşünme (analiz, sentez ve değerlendirme) becerilerinin öncüsü olan ve konuyu en iyi şekilde özetleyen bir tespittir. Ancak derinlemesine yaptığımız araştırma, aslında Osmanlı medrese usulünün iyi zamanlarında bilindiği gibi ezberci bir eğitim sistemi olmadığını göstermektedir.

On sekizinci yüzyıl ortalarında Osmanlı medrese müfredatı üzerine yazılmış Kevakib-i Seb’a adlı eser, öğrencilerin haftada her biri bir kaç satırdan oluşan beş ders okuduklarını, her derse bir gün önce, sekiz dokuz saat çalışarak hazırlandıklarını ve hoca metnin anlamını verdikten sonra tüm öğrencilerin görüşünü hocaya söyleyerek konuyu dört-beş saat tartıştıklarını bildirmektedir. Yine aynı eser müderrislerin, okuttukları derslerle ilgili herhangi bir konuyu öğrenciler arasında tartışmaya açtıklarını ve farklı fikirleri savunan taraflar arasında hakem olup kendi görüşlerini söylediklerini belirtmektedir.

Osmanlı medreselerinde tartışmaya geniş yer veren pek çok kitap veya dersin okutulduğunu görmekteyiz. Bunlar arasında adab ilmi sadece tartışmaya hasredilmiş olması sebebiyle diğerlerinden daha önemlidir. Genelde bu ilim müfredatta mantıktan sonra, fakat kelam, usul ve fıkıhtan önce yer almaktaydı.

Dolayısıyla mantık ile diğer ilimler arasında bir köprü vazifesi görmekteydi. Kevakib-i Seb’a ‘ya göre bu ilmin amacı tartışma ve araştırmalarda yanlıştan korunmayı sağlamak içindir (mubahesede haşadan ihtiraz içün). İleri seviyede mantık kitaplarından olan Şems’iyye, şerh ve haşiyeleriyle birlikte okunduktan sonra öğrencinin delil getirme ve tartışmaya olan kabiliyeti ortaya çıkmaktaydı. Bu yüzden Şems’iyye adeta öğrencinin bir mihenk taşı olarak kabul edilmekteydi. (4) Bu aşamadan sonra öğrenciler adab ile ilgili kitapları okumaya yönelirdi Okunan kitaplar arasında Taşköprü Şerhi, Mes’ud-i Rumi, Hüseyin Efendi, Kadı Adud Metni, Şerh-i Hanefiyye ve haşiyesi Mir bulunmaktadır. (5) Adab’ul-bahs sarf, nahiv ve mantıkla birlikte muhtasarat denilen dersleri oluşturulmaktadır. (6) Burada dikkati çeken husus iyi bir mantık eğitiminden sonra öğrencilerin tartışmaya hasredilmiş kitapların tetkikine geçmeleridir .Yukarıda da belirtildiği gibi, öğrenciler karşılıklı müzakere ve tartışma yapmak için bu ilmin okutulmasını beklemiyorlardı. Fakat diğer derslerde konulan iyice kavramak için yapa geldikleri tartışmayı bir ilim olarak herhangi bir disiplinin sınırlarına bağlı kalmaksızın genel bir açıdan inceliyorlardı.

Osmanlı ulemasının ilimlerin sınıflandırılması ve içerikleri üzerine yazdıkları eserlere başvurduğumuzda farklı isimler altında eleştirel düşünme ve tartışmayla yakından ilgili pek çok ilimle karşılaşmaktayız. Bunlar arasında, adabu’l-bahs’in yanı sıra, ilm’un-nazar, ilmu’l-hilaf, ilm’ul-cedel ve ilmu’l­münazara sayılabilir. Bu konuda eser yazan Taşköprülüzade, Katip Çelebi ve Nevi’ Efendi gibi Osmanlı alimleri bu ilimlerin içerikleri hakkında bilgiler ermektedir.

Sonuç olarak İslam geleneğindeki tartışma teorisi Osmanlı medrese eğitim sisteminde olgunlaşarak eğitimde önemli bir rol oynamış ve eleştirel düşünce ezber ve tekrara rağmen varlığını sürdürmüştür.