ZAMAN VE MEKANDA YOLCULUK MÜMKÜN MÜ? Mikro Alemde “Işınlama” Örnekleri

Maddenin dalga özelliği yanılsama değil, gerçeğin kendisi olduğuna göre,  bizi sınırlayan tek nedir?  Niçin  ışınlar gibi zaman (bast-ı zaman) ve  mekanda yolculuğun (tayyı mekan)  önündeki engel ne olabilir? Belki de hala bulamadığımız bulunamadığımız  matematik-geometri sistemleri var.  Yada uzayın temel dolgu maddesini  yani uzayı teşkil eden varlığı henüz keşfedemedik. Eğer bu madde yanında  matematik ve geometri sistemlerini bulabilirsek bir gün “ışınlama” gerçek olabilir.  Hatta günlük hayatla bağdaştırarak  gerekli seyahat gemilerini inşa edebiliriz. Yada en azından özel laboratuvarlarda  düzenekler kurabiliriz. Uygulama meselesi artık gündemimize girebilir.

Geçen yüzyılın başında Öklid geometrisinden ve Newton uzayından, Einstein evrenine geçtik.  Bu amaçlarla  ileri düzey türev ve integral hesaplamalarını düzenli bir tabana yaydık.  Sonra da üç boyutlu etkileşimsiz evrenden üçten fazla ve etkileşimli bir evrene geçtik ve  yeni bir geometri ve matematik (kesinliksiz/olasılıklı) sistemiyle tanıştık.

Peki şimdi eksikliğini hissettiğimiz nedir?  Olmayan şey ne?

Nerelerde sınırlanıyoruz? 

Teorik bilimciler ne kadar ileri fizik düşünürlerse düşünsünler klasik ölçeği normo evrenden, ikinci düzleme yani makro evrene ve oradan da üçüncüsüne yani mikro evreni bir araya getirmek gerekiyor. Bunları klasik ebeveynlikten kurtarıp tamamen farklı bir bakış açısı getirmek zorundayız ve diğer boyutları ve uzayları keşfetme ihtiyacı, onların matematiğini ve fiziğini açıklama ihtiyacı var.

Bunu kim yapabilir?

Işınlama ve eşyanın nakli konusunda tıkanıklığın belki de en önemli bir sebebi şu:  Uzayın ve boşluğun maddesi “Esir Maddesi” konusunda henüz yeterli fiziksel bilgiye ulaşamadık.

Bilim adamları ilgili alanlarda araştırmalarında büyük ilerlemeler kaydediyorlar. Gelecekte gerçekleşmesi umulan en önemli şey  şu: Her şeyin teorisi.

Dörtlü kuvvetler (zayıf, çekirdek, elektromanyetik ve kütleçekim) bir araya gelip takım ruhu kazanabilecekler mi? Çekim gücünün bilinmeyen sırlarını açığa çıkarabilecek miyiz?

Bunlar başarılırsa “ışınlama” ve “eşyanın ânında bir yerden başka yere nakli” mümkün olabilir. “Zamanda yolculuk” da…

Atom: Fizikötesine Açılan Kapı

Elektronun tavırları ile ilgili fizikçi Gerard’t Hooft ne diyor?

“Ancak elektronlar için durum tamamen farklı. Onların davranışı bir sır perdesi arkasında saklanmış gibidir. Öyle görülüyor ki, elektronlar aynı anda değişik yerlerde bulunabiliyorlar. Elektronlar sanki bulut gibi, dalga gibi davranıyorlar. Bu hiç de ihmal edilecek bir şey değil. Yeterince hassas deneyler yapılırsa, tek bir elektronun, birbirlerinden oldukça uzak yörüngeler üzerinde aynı anda hareket ediyormuş gibi davrandığı gösterilebilir.”

Bu söylenilenlerle, atom dünyasının fizik ötesi bir dünya olduğu ilk bakışta dikkatimizi çekmiş olmalı. Erwin Schrödinger de aslında aynı şeyleri söylüyor.

Schrödinger özetle şöyle diyor:

“Elektronlar ve diğer atom içi parçacıklarının hareket ve davranışı, klasik hareket kanunları ile, Newton fiziği ile açıklanamaz. Orada farklı bir dünya ve fizik ötesi farklı yasalar vardır. Atom altı dünyada maddeden ziyade ışın-dalga özelliği hâkimdir. Bu yüzden de madde dalgaları konusunda yeni denklemler geliştirilmelidir.”

Böylece atom altı dünya deyince,    fiziki şartları farklı, başka kanun ve prensiplerin hükmettiği, daha ziyade soyut bir dünyayı hayal etmeliyiz. Melekler ve cinler gibi varlıkların dünyası bize niçin farklı gelmektedir?  Keza Mirac yolculuğu yapan Hz. Peygamberin bu yolculuğunun tabiatını düşünelim. Dini sohbetlerde gündem olan farklı zaman ve uzayları yaşayan  varlıkların  artık  bilimin gündemine geleceğini söyleyebiliriz.

Atom Altı Dünyası

Atomda kat kat belirli enerji düzeyleri vardır. Başlangıçta buna bir açıklama getirilemedi. Daha sonra elektronların atom çekirdeğinin etrafındaki durumu, gitar teli tınlatıldığı zaman ortaya çıkan tonlara ve üst tonlara benzetmek mümkün oldu. Belirli dalga motifleri, enerji kaybı olmaksızın yan yana bulunmaya imkan vermektedir.

Niels Bohr’un 1912’de ortaya koyduğu bir formül vardır. Schrödinger’in denklemi aslında bu denklemin daha kapsamlı şekli  oldu.  Ya da Bohr’un formülü, onun sadece bir bölümü şeklinde değerlendirimeye başlandı. Sonraki yıllarda atomla ilgili geliştirilen modern teoriler, kuantum mekaniği adıyla tanınmaya başladı. Bu yeni teori, sadece elektronlara değil, diğer parçacıklarla ilgili yeni problemlere de başarıyla uygulandı. Schrödinger’in başlatığı ve sonra Oktay Sinanoğlu gibi bilim adamlarının genişlettiği dalga denklemi artık bütün atom, molekül ve katılar fiziğinin, ayrıca fizikokimyanın büyük bir bölümünün temeli haline geldi.

Atomlarda Işınlama

Acaba maddenin dalga yapısı, sadece en küçük parçacıklar seviyesinde mi geçerlidir? İnsan da bazı durumlarda bir dalga gibi davranabilir mi? 

“Madde dalgaları” örneğin atom çekirdeğinin etrafındaki kuvvet alanı gibi bir engelle karşılaştıkları zaman nasıl bir durum ortaya çıkıyor? Bütünüyle durdurulabiliyor mu?

Dikkate değer bir olay, bazı atom altı tanecikler önüne engel konulmasına rağmen bu engeli aşabiliyorlar. Bu madde dalgaları engelden “sızabiliyor” ve engelin diğer tarafında tekrar ortaya çıkabiliyorlar. Bu durumu, bir insanın önüne konulan kalın bir duvarı engel yokmuşçasına geçmesine benzetebiliriz. Konuyu  taneciklerin kuantum özelliği ile açıklamak işin kolay tarafı. Zor olan tarafı ise olayın gerçekte nasıl gerçekleştiğini ifade edebilmektir.

Elektronlar başka bir fizik uzayı daha yaşamakta ve soyut yanı bulunmaktadır. Buna ‘tünel olayı” denildi. Bu olaydan elektronikte yararlanıyoruz. Tünel diyotu denen bir devre elemanı buna bir örnektir.

Parıldayan radyum saatinden ve bu parıltıyı doğuran alfa bozunumu olayını ele alalım. Nasıl elektron dalgaları varsa, “koskoca” alfa parçacıkları da (iki nötron ve iki protondan ibaret–helyum çekirdeğidir) “dalgaya” dönüşebilir. Alfa parçacıkları atomun kuvvet alanı gibi bir engelle çevrelendikleri zaman aradan sıyrılabiliyorlar. Önüne kurşun levhalar bile konulsa alfa tanecikleri bu levhadan sızabilmekte, bu engeli aşabilmektedir.

Alfa parçacıklarının engeli aşmaları ‘tünel’ olayı ile açıklanmaktadır. “Tünel etkisi”nin çok daha şaşırtıcı bir örneği, süper iletkenlik olayında yaşanır. Elektronlardan oluşan elektrik akımı, normal olarak, örneğin bir bakır tel gibi iletkenlerden düz bir şekilde akış göstermez. Elektronların, metalin kristal yapısının arasında hareketi hesap edemeyeceğimiz bir tarzda cereyan eder. Bu seyahatinde, çoğu kere engellerle karşılaşır ve haliyle yollarını değiştirmek zorunda kalırlar. İşte elektrik direnci dediğimiz olay bu engellemelerden doğar. Şimdi olayın şaşırtıcı tarafına geliyoruz:

Bazı maddeleri, mutlak sıfır derecesine kadar soğuttuğumuz zaman, birdenbire bütün dirençleri ortadan kalkar. İşte süper iletkenlik olayı bütün dirençlerini yitirmiş sistemlerde ortaya çıkar. Halka biçimindeki bir süper iletkende, elektrik akımı fiilen enerjisini kaybetmeksizin sonsuza kadar devam edebilmektedir.

Bu olayın ardında ne var?

Her türlü parçacık bir elektrik alanı ile kuşatılmış bulunuyor. Bu alan, parçacığın yer aldığı kristal yapının biçiminde bir miktar değişikliğe yol açıyor. Bu da, öteki parçacıkların hareketini etkiliyor. Kristalin içindeki atomlar arasında zayıf karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Çok düşük sıcaklık derecelerinde ise, bu etkileşim elektron çiftlerinin oluşmasına yol açar. Şimdi biz bu elektronları halka biçimindeki bir cisme elektron çifti olarak aktardığımızı düşünelim. Bunların halkadan geçen kuantum dalgaları, aynı düzeyde kalan bir enerji durumuna erişecektir. Artık normal direnç olayı ile bu durumun değişmesi söz konusu değildir. Bu elektronlar, artık tıpkı bir atom çekirdeğinin etrafında dolanan ya da salınan elektronlar gibi hareket eder. Onun için, süper iletkenlere dev boyutlu, makroskopik atomlar olarak bakabiliriz.

Cambridge Üniversitesi’nde Brian Josephson adlı bir öğrenci, tünel etkisi ile süper iletkenliğin ilişkisini gösteren sonuçlara ulaştı. Josephson şunu ortaya koymuştu: Bir süper iletkendeki elektron çiftleri, ince bir yalıtkan maddede ‘tünel’ açabilirler. Bu sonuçlar aslında elektron çiftlerinin dalga özelliği gösterdiğini ortaya koymaktadır.. Dalgaların manyetik alanın değişik bölgelerinden geçmesi, fazdan çıkması ve girişim yoluyla dalgaların kuvvetlenip ve zayıflatılmasından ileri gelmektedir.

Süper iletkenlik laboratuardan çıkarak çoktan uygulama alanına geçmiştir. Elektronların dalga özelliğinden de teknikte yararlanılmaktadır. Bunun bir örneği, elektron mikroskobudur. Bu mikroskopta, ışık dalgaları yerine elektron dalgaları kullanılıyor. Elektron dalgaları çok daha kısadır ve bu yüzden bir resmi çok daha ince ayrıntısıyla gösterebilmektedir.

Hepsinden daha önemlisi tabi ki insanın da bir dalga özelliği gösterip göstermeyeceğidir. “Madde dalgaları” ile birçok mesele hâlâ çözüm beklemektedir. Atomlar arasında bile girişim olayları gözlenebildiğine göre atomlardan teşekkül eden cisimlerin de ilişkili madde dalgaları olur mu?  

Aynı Anda Dalga Halinde Olursak

Bir cisim aynı zamanda bir dalga nasıl olabilir mi?  

Mikro dünyada, maddenin madde içinden geçtiğine örnekler vardır. Yukarıda örneğini verdiğimiz gibi iki nötron ve iki protondan meydana gelen alfa parçacığı (helyum çekirdeği) mikro ölçekte kocaman bir parça olduğu halde, kütlesiz bir foton gibi enerjik ışın halinde önündeki perdeyi aşarak dışarı çıkar.

Alfa parçacığının önüne, maddi bir varlık olarak geçemeyeceği güçlü engeller konulmuş, fakat o bütün bu engelleri, dalga özelliği sayesinde aşmıştır. Helyum çekirdeğinin, kütle ve hacmini kaybedip, kendi normal cisim yapısını kaybetmeden böyle bir transferi gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bu parçacık, fizik dünyasının dışına çıkıyor ve bir “tünel” aracılığı ile yol bulup öbür tarafa geçiyor. Bu olay bilimde “tünel tesiri” tabiriyle ifade edilir. Tünel tesirinin kullanıldığı bir örnek, bir devre elemanı olarak kullanılan “tünel diyotu”dur.

Öte yandan mutlak soğuk derecede (-273 oC) elektriği iletmeyen bir cismin iletken; iletken cisimlerin de süper iletken olması, yine tünel tesiri ile açıklanır. Bazı maddeler, onları mutlak soğuk derecesine kadar soğuttuğumuz zaman birden bire bütün dirençlerini kaybeder ve süper iletken olurlar. Halka biçimindeki bir süper iletkende, elektrik akımı fiilen enerjisini kaybetmeden sonsuza kadar akabilir. Mutlak soğuk derecedeki elektronlar, parçacık yani madde vasfını kaybeder. Elektron, bu şekilde dalga halini almakta elektriği iletmeyen cisimlerin içinden bile tünel tesiriyle yol bularak geçebilmektedir. Cismin başka bir cisim içinden geçebilmesinde “dalga özelliği rol oynamaktadır.”

Mikro âlemde olanların makro seviyede büyük sistemlerde de olması beklenir. Çünkü büyük sistemler, atom denilen mikro sistemlerin planlı ve düzenli bir bütünüdür.

Bir insan, herhangi bir hayvan, bir gemi, kısacası madde olarak mevcut her şey, madem ki bir “ dalga –ışın yapıya sahiptir; o halde bu eşya, gerekli şartlar hazırlandığında mesafeleri ışık ötesi hızlarda kat edebilir. Atomdaki yörüngesinde seyreden bir elektrona, dışarıdan bir ışın (foton) göndererek, onu atomik ölçekte büyük bir mesafe sayılan başka bir yörüngeye sıçratabilmemiz gibi, aşırı manyetik alan veya elektrik alanlarda, yahut yoğun çekim gibi soyut-madde ötesi kuvvetlerin aşırılaştığı ortamlarda, bir cismi ötelere nakletmemiz mümkün olabilir.

Varlıklar esas itibariyle elektronların bir örgüsü olduğuna göre (çünkü çekirdek kütlenin temsilcisi olmakla birlikte atom boşluğunu elektronlar doldurmaktadır) elektronların ışın (beta ışını) haline geleceği şartlarda, ilgili cisim tamamen “dalga-ışın” yapısına bürünebilir uzay-zamanda yolculuk yapabilir.

Örneğin elektronların tanecik vasfını kaybedip ışın-dalga halini alacağı bir ortam manyetik alanların yoğun olduğu ortamlar olabilir. Çekim gücünün aşırı olduğu karadeliklerde cisimler görünmez olmakta ve fizik evren yerini fizik ötesine bırakmaktadır. Maddenin belli şartlarda soyut bir yapıya bürünmesi, abdal denilen evliyanın bir türünde—ruhsal güçleri maddi bedeni üzerine etkin kişilerde—mümkün oluyorsa, çekim gücüne kardeş kuvvetlerde, örneğin manyetik kuvvetlerin aşırı bulunduğu ortamlarda, eşya bir bütün halinde dalga tabiatına dönüştürülebilir.  

Maddenin Diğer Boyutu  Nuraniyet

Esasen kuantum maddenin nurani cephesinin keşfedilmesi olmaktadır.  Ortaya çıkan gerçeklik fizik ötesi alemleri, zamansız ve mekansız uzayları gündemimize sokmaktadır.

Ünlü Kuantumcu Richard Feynman atomdaki parçacıkların bilmediğimiz tarzda davrandıklarını şöyle ifade eder: “ Elektronların ve ışığın nasıl davrandıklarını artık biliyoruz. Nasıl mı davranıyorlar? Parçacık gibi davrandıklarını söylersem yanlış izlenime yol açmış olurum. Dalga gibi davranışlar dersem yine aynı şey. Onlar kendilerine özgü, benzeri olmayan bir şekilde hareket eder. Teknik olarak buna “kuantum mekaniksel bir davranma biçimi” diyebiliriz. Bu, daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir davranış biçimidir. Daha önce gördüğünüz şeylerle edindiğiniz deneyimler eksiksiz değildir. Çok küçük ölçekteki şeylerin davranışı için söyleyeceğimiz tek şey, onların farklı davrandıklarıdır. Bir atom, bir yay ucuna asılmış sallanan bir ağırlık gibi davranmaz. Küçücük gezegenlerin yörüngeler üzerinde hareket ettikleri minyatür bir güneş sistemi gibi de davranmaz. Çekirdeği saran bir bulut veya sis tabakasına da pek benzemez. Daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir şekilde davranır.” 

Maddeyi nasıl  açıklarsınız sorusuna Prof. Hans Peter  Dürr şu cevabı veriyor: “Aslına bakarsanız madde diye  katı ve sabit bir şey yok. En azından bizim bildiğimiz şekliyle yok. Birbirine sürekli dönüşen, sürekli  faaliyet içinde  bir ilişkiler ağı söz konusu. Bunu tasavvur etmek gerçekten zor. Maddesel temele ulaşamayacağımız  bir ilişkiler yumağı. Bunu ruh olarak da adlandırabiliriz. Bizzat yaşadığımız  ama kavrayamadığımız bir hadise söz konusu. Maddenin  arkasında  enerji karşımıza çıkıyor. Adeta katılaşan, pıhtılaşan bir ruh misali bu. Albert Einstein, madde enerjinin seyrelmiş şekli diyordu. Aslında maddenin alt yapısı,  seyrelmiş enerji olmayıp tamamen kendine özgü bir canlılıktır. Biz,  bunu bilgisayardaki yazılıma/programa da benzetebiliriz.” (P. M Magazin, 2007)

Öyle görülüyor ki kesif fiziki varlıklar atom boyutuna indikçe nuranileşmektedir. Atom altı parçacıklarına inildikçe kesafet kayıtları ortadan kalkıp  nuraniyet asıl karakter  halini almaktadır.

Öyle görünüyorki  nuraniyet kavramını kabul etmedikçe varlığın hakikatını anlamak mümkün olmayacaktır.  Kuantum mekaniğinde atom-altı parçacıkların bir anda birden fazla yerde olması ve birbirine zıt karakterlere bürünmesi   kafa karışıklığına   ciddi itirazlara yol açmıştı. Şimdi  Allah’ın hiçbir yerde olmadığı halde her yerde olması ve bir anda çok yerde pek çok farklı şey yapıyor olmasını daha iyi anlıyoruz. Çünkü Nurani varlıklar için zaman ve mekan söz konusu değildir. Onların akis veya görüntüleri asıllarıyla aynıdır. Aksin asılla aynılık derecesi, aynanın kabiliyetine bağlı olacaktır.  Melekleri düşünelim  melekler çok  yerde bulunabilir ve her bir yerde değişik bir çehre ile değişik işler yapabilir. Tasavvufta, veli insanların aynı  anda birkaç yerde bulunmaları veya bir anda uzak bir yere nakli (tayyi mekan) çok anlatılır. 

Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.” (İsra Sûresi) ayetinde ifadesini bulan Mi’rac hadisesini de nuraniyetle açıklayabiliriz.  “De ki: ‘O, Allah’tır, bir tektir. O, Samed’dir’” (İhlas, 112:1-2) gibi yaratılışla ilgili   ayetler ancak nuraniyet kavramıyla ve Allah’ın Nur olması ve hatta tüm nurların kaynağı olmasıyla izah edilebilir.