Yeni Üniversite Reformu Nasıl Olmalıdır?

Yeni Üniversite reformu nasıl olmalıdır sorusu üzerine dostumuz İsmail Ayan beyin isteği üzerine yazdım:

Üniversite reformu son günlerde yine gündemde.

Asıl mesele, yüksek öğretim kurumlarının açık bir vizyon ve misyonu olmayışı, ve dünyadaki genel gidişattan kopuk olmasıdır. Üniversitelerin en büyük eksikliği misyon yokluğudur. Türkiye’de akademik unvanların veriliş kriterleri de vizyon ve misyonsuzluğu ve birimlerdeki başına buyrukluğu teşvik edici mahiyettedir. Unvan verilmesinde öğretim üyesinin bölümüne, kurumuna, yöresine ve tüm ülkeye verdiği hizmet, yetiştirdiği insanlar, kurduğu oluşturduğu alt yapı ve bilim ekolü gibi gerçek bilimsel kriterler göz ardı edilip münferit yayınlar esas alınmakta ve böylelikle öğretim üyelerinin birimlerinden ve çevresinden kopukluğu pekiştirilmektedir.

Sadece üniversitelere değil, öğretim üyelerine de en geniş anlamda “özerklik” verilmeli ve onlara güvenilmelidir.

Öğretim üyesinin yıllık performans kriter ve puanlama sistemi getirilmelidir. Çünkü o yılki maaş artışları için bir temel oluşturur bu.
Öğrenci değerlendirmeleri de öğretim üyesinin o yılki performansının parçası olmalıdır..

Bu değerlendirmeler, hocaların eksikliklerini görme ve kendilerini geliştirme için bir yol gösterici olacaktır.

Bu performans her ders için dönem sonunda öğrencilerin hocaları ve dersi değerlendirmeleri dışarıda olduğu gibi bizde de standart uygulama haline getirilmelidir. Piyasaya verilen hizmet yanında Öğrenci değerlendirmeleri maaş artımında ve doçentlik ve profesörlüğe yükselişte önemli kriter haline getirilmeli..
Başta hocaların danışmanlığını zorlaştırıcı ve şüpheci yaklaşım terk edilmelidir.
Üniversite öğretim üyelerinin özel firmalarda serbestçe danışmanlık yapması teşvik edilmeli ve karşılığında alınan ücretten hesap sorulmamalıdır.
Bu uygulama, endüstri-üniversite işbirliğinin önünü açar ve topluma ve üniversiteye dinamizm getirir.

Yeni bir üniversite reformu teşebbüsünde, öncekiler gibi hayal kırıklığı yaşanmaması için nelere dikkat edilmelidir?

Bunun için de öncelikle problem çözme tavır ve yaklaşımlarımızı gözden geçirmeliyiz. Konuyu bilimsel platformlara taşımak ve önce neyi çözeceğimizi bilmeliyiz.

Problemleri “belirli, tekil ve yalın” hale getirmeliyiz yani. Sonra kanun çıkarmak ancak çözümün kendisi değil olsa, olsa bir parçası olacağının farkında olmalıyız.

Konular bir proje olarak ele alınmalı, zamana yayılmalı; yıllara göre kimin ne zaman ne yapacağı kimin hangi rolü üstleneceği belirlenmelidir. Sonra, üniversite reformunu ortaöğretimden ayrı düşünmemek gerekiyor.

Bunlar da yetmez. İlgili tarafların ikna edilmesi ve çözüm için bir ciddi isteğin ve anlaşmanın oluşturulması önemli. Ön yargılı bir yaklaşıma sahip bir toplum olduğumuzu unutmayalım. Bunun için kamuoyunun özellikle basının ikna edilmesi belki her şeyden daha önemli bu süreçte.

Tekrarlamak gerekirse, üniversitelerin asıl problemi, Türkiye’nin içinde ve dünyadaki bilim ve araştırma hedeflerini kısa, orta ve uzun vadeli olarak seçmesi, bu seçimde Türkiye’nin hayrına kafa yoracak, çalışacak yetenekli ve haysiyetli kimselerin görev almasını sağlayacak kalite ve liyakat kriterlerinin uygulanacağı bir sistemin kurulmasıdır. Bu hedefler doğrultusunda üniversitelerimizde gerçek üretkenliğe ve buluşlara yol açacak araştırma ortam ve teçhizatını, kütüphanelerini, dış dünya ile iletişim ve bilgi alışverişin artıracak iç ve dış yayınların (yayın için yayın olmamak kaydıyla) geliştirilmesine ağırlık verecek reformların ele alınmasıdır