Yaratan Yaratılmışların Cinsinden Değildir

Bozulmamış her akıl şunu kolaylıkla idrak eder: Bu varlıkları yaratan elbette hiçbir cihetle yaratılanlara benzemez. Yaratan yaratılmışların cinsinden değildir. “Akıl mahlûktur, Hâlıkını ihata edemez” yâni, hakkıyla kavrayamaz, lâyıkıyla bilemez anlamındadır.

Ve bu mahlûklar, akıllı olsalar, hiçbiri de Hâlıkını, Yaratan Allah’ı kavrayamayacak; O’nun kudsî Zâtını anlayamayacaktır. Kendi varlığımızı düşünelim.

Konuyu şöyle açıklayabiliriz: Her biri değişik özeliklere sahip ve farklı işler gören organlarımızı ele alalım. “Gözümüzü, kulağımızı, kalbimizi, ciğerimizi” bir an için şuurlu farz edelim ve onlara ruhu soralım, “Ruhu nasıl bilirsiniz?” diyelim. Bu organlardan, şöyle cevaplar alabiliriz: O hepimizi idare eden ve hiçbirimize benzemeyen bir başka varlıktır. Onun hakkında ne konuşsak, yalan olur. O’nu neye benzetsek saçmalamış oluruz. Ne söylesek komik duruma düşeriz. İkisi de mahlûk oldukları halde, bedenin organları ruhu anlayamıyor. O halde, bir mahlûk olan akıl, kendi cinsinden olanları ve hatta kendini bile anlamaktan aciz iken, nasıl kendi Hâlıkının kudsî mahiyetini anlayabilir?

Akıl nedir? Nasıl çalışır? Duyu organlarıyla edindiği bilgileri nasıl yoğurur? Hâfızadan nasıl yardım alır? Elde ettiği neticeleri hâfızaya ne ile gönderir? Bu ve benzeri nice sorulara insanoğlu cevap bulamaz. Zaten, akıl neyi anlarsa, hâfıza onu alır, hayal neye ulaşmışsa , bütün bunlar mahluk olup yaratılmışlardır. Gözün gördüğü, kulağın işittiği, dilin tattığı varlıklar gibi olup mahlukturlar. Bu terazilerin tartabildikleri de ancak mahlûk olabilir, Yaratıcı olamaz.

Hiçbir akıl kendi mahiyetini bilemiyor ve yine hiçbir akıl kendi varlığından şüphe etmiyor. Bunu İlâhi hikmetin bir şifresi olarak görmek lazım. İnsan bu şifreyi çözerse, bu âlemin bir sahibi olduğundan şüphe etmez ve O’nun kudsî zâtını anlamaya zorlanmaz. Cenâb-ı Hakk’ın mukaddes Zâtı hakkında ortaya atılan bütün hayaller ve vehimler, “Akıl mahlûktur, Hâlıkını ihata edemez” hakikatına göz kapamanın birer acı neticesi olmaktadır. Evet, “Akıl mahlûktur, Hâlıkını ihata edemez” yâni, hakkıyla kavrayamayacak ve lâyıkıyla bilemeyecektir.