Türk Dili ve Edebiyat Dersi Hocası Diyor ki

Edebiyat dersini öğrenciye sevdirmenin yolu dersi/alanı sevmekten geçiyor. Alanı sevmeyen, konuyu anlatıp geçen sonra da sadece bilgi düzeyinde sorular sorup öğrencilere test çözdüren bir hocamızın  bu alanda başarılı olamaz. Kendini yenilemeyen ve geliştirmeyen, araştırmayan  bilim heyecanı aşılayamaz. Beslenmeyen beslemeyez.

Öncelikle şunu ifade edeyim ki mesleğimi, alanımı, kitap okumayı, yazı yazmayı, dergi-kitap fuarlarını takip etmeyi, bir konuyu müzakere etmeyi çok seviyorum. Tüm bu çabalar ister istemez derse yansıyor. Şunu unutmayalım:  Keramet ne binada, ne ders kitabında ne de müfredatta. Bütün iş biz öğretmende bitiyor. Tabi ki ders kitabını da müfredatı da önemsiyoruz. Fakat zayıf bir öğretmeni, alana ilgi duymayan bir öğretmeni ne müfredat ne de ders kitabı kurtarabilir. Dolayısıyla bir defa edebiyat öğretmeninin mutlaka çok iyi bir okur olması elzem.

Derslerde hangi metotları kullandığımız konusuna gelince;  derslerimizde bazen sunuş bazen buluş bazen beyin fırtınası bazen münazara gibi farklı yöntemler kullanıyoruz.  Yöntem ve tekniklerin birçoğunu kullanıyoruz. Okul dergisi çıkarıyoruz. Dergi çıkarma sürecinde öğrencilerle birebir ilgileniyoruz. Düşünce atölyesinde kavramlar üzerinde duruyoruz. Bir konuyu detaylandırıyoruz. Bazen diyalektik yöntemini kullanarak karşıtlıklar oluşturarak müzakere ediyoruz. İddialarımızı temellendirmeye çalışıyoruz. Öğrencinin ezberci olmamasını istiyorsak öncelikle sorgulamalarını, itiraz etmelerini sağlamamız gerekiyor.

Öğrencinin söz hakkının olmadığı bir sınıf ortamında sağlıklı bir edebiyat dersi işlemek zor. Yanlış ya da eksik de olsa hatta bizim düşüncemize ters de gelse öğrenciye söz hakkı vermek gerekiyor. Öğrenci sözüne değer verildiğini gördüğünde derse daha çok katılıyor, dersi daha dikkatli dinliyor.

Belgesel, film gibi çalışmaların gösterilmesi, bunların analizinin yapılması da çok işe yarıyor. Biz izlediğimiz filmlerin derslerde analizlerini yapıyoruz. Tartışıyoruz.

Hasılıkelam insan isterse onlarca yöntemle ulaşabilir öğrenciye. Yeter ki isteyelim. Yeter ki düşünen, üreten, sorumluluk alan, heyecanını kaybetmeyecek olan gençler yetiştirmek isteyelim.  Yeter ki bir kıvılcımı büyütmenin derdini, tasasını yaşayalım. Çocuklara özgüven aşılayalım. Yeter ki bir ekip olarak çalışmanın tadını duyurabilelim. Gurur, kendini beğenmişlik, korkaklık, cesaretsizlik gibi duyguların yerine tevazu, diğerkâmlık, cesaret ve hikmeti yerleştirmenin yollarını araştıralım. Allah’ın da yardımıyla imkânsız gibi görünen şeylerin nasıl mümkün olduğunu göreceğiz. Yeter ki öğrencilerimize değer verelim, yeter ki onların kırılan onurlarının asla telafi edilemeyeceğini aklımızdan çıkarmayalım. Yüreklendiren, gayrete getiren, cesaret veren yeri geldiğinde firen olan, ikaz eden öğretmenler olalım. Sabırla kararlılıkla inşallah başarı gelecektir.

Ömer Hatunoğlu