Prof. Dr. Osman Çakmak ile Kuantum Öğrenme Üzerine Söyleşi

Söyleşi: Ali Erkan Kavaklı, Yedirenk Dergisi

 VARLIĞIN TEMELİNDE  ŞÜKÜR, TAKDİR, SEVGİ, YARDIMLAŞMA, MİNNET GİBİ POZİTİP DUYGULAR YER ALMAKTADIR

 Prof. Dr. Osman Çakmak Ankara’da  Uluslararası Eğitim Felsefesi kongresinde   “kuantum öğrenme”  üzerine ilgi çekici bir sunum yaptı. Ankara Öğretmenevi’ndeki sunumundan sonra lobide Prof. Çakmak’a sorularımızı sorduk. Tevazu içinde sorularımızı cevaplayan   Prof. Çakmak, eğitime farklı bir pencereden bakıyor ve farklı şeyler söylüyor. Aşağıdaki konuşmayı dikkatle okuyacağınızdan eminiz.

   Yedi  Renk:  Önce Kuantumun ne olduğunu ele alalım isterseniz?   

Prof. Çakmak: Kuantum teorisi başlangıçta atomdaki olaylarda enerjiyi ve elektronların davranışını açıklamak üzere kurulmuştu.  Kuantum fiziği, atomaltı dünyaya inerek, oradaki gerçek durumun bildiğimiz dünyadan çok farklı olduğunu keşfetti. Buna göre birbirinden ayrı ve farklı duran elektron gibi atom parçacıkları, aslında birbiriyle alâkalı ve bağlı; bölünmez dinamik bir bütünlük içinde bulunurlar. Atom tanecikleri birbirinden çok uzak olsalar da sebep-sonuç zinciri olmaksızın birbirine bağlıdır. Kuantum fiziği her şeyin aslında göründüğü gibi olmadığını, madalyonun bir de görünmeyen yüzünün olduğunu göstermektedir. Kuantum, başlangıçta atom ve ışınları açıklamada kullanılan bir teori olarak bilim dünyasında yerini almıştı. Halbuki kuantum şimdi beynin çalışması ve düşüncenin yapısından tutun da ekonomik olaylara kadar geniş bir yelpazede kullanılmaya başlamıştır.

Yedi Renk:  Kuantum eşyaya ve dünyaya   farklı bir pencereden mi bakıyor?

Prof. Çakmak: Nesneler veya bilgiler dünyası, idrakimize göre anlam kazanmakta ve biçim bulup canlanmaktadır. Anlam veren şekillendiren parçalar arasında bütünlük oluşturan aslında şuurdur, idraktir. Bizler ancak o çok katlı ana planın dalga boylarıyla rezonansa girdiğimiz oranda, o frekansın bilgilerini cisimleştiriyor, buluyor ve kendimize mal edebiliyoruz. Böylelikle de evrenin bazı sırlarını çözebilmekteyiz

Yedi Renk: Kuantum düşünce prensipleri konusunda bize bilgi verir misiniz?

Prof. Çakmak Düşüncenin kuantum prensiplerini şöyle maddeleyebiliriz:

1.Düşüncenin kuantlaşması:   Gözlemler, düşüncenin madde ve ışınlar üzerine etkisini göstermekte ve onun kuant ve tanecikli yapısını ortaya koymaktadır. İnsan beynindeki düşünceler, fizyolojik anlamda çok küçük elektronik sinyallerden meydana gelmektedir.  Öğrenilenler, beyin hücreleri arasında kimyasal bağlar şeklinde depolanmaktadır. Yani bilgilerin işlenmesi ve beyne mal olması atomlar ve moleküller seviyesinde, yani mikro dünyada cereyan eden olaylardır.

  1. Düşüncenin matematiksel ifadesi:İnsan düşüncesi bir çeşit enerji olduğuna göre ona eşlik eden ve onu tanımlayan bir matematiksel dalga fonksiyonu, yani düşüncenin fonksiyonu olmalıdır. Bu fonksiyon o düşünceye ait her türlü bilgiyi içinde barındırır. Dolayısıyla tespit edilmesi durumunda o düşünceye ait her şey bilinir duruma gelecektir. Özellikle istenmeyen düşüncelere ait fonksiyonların belirlenmesi ile o düşüncenin çözümlenmesi ve ortaya çıkarılması ya da yok edilmesi sağlanabilir.
  1. Düşüncede tünel olayı: Bir elektron, hatta iki proton ve nötrondan ibaret alfa tanecikleri bile kendi enerjisinden çok daha büyük bir enerji barajını ya da madde engelini aşıp arka tarafa geçebilmektedir. Buna benzer birçok olay kuantum dünyasında her an gerçekleşmektedir. Tünel diyotları buna bir örnektir.  İnsanlar, hayatları boyunca karşılaştıkları ve aşılması mümkün olamayan engel ve sorunları gerçekte özel bir teknik ile yani tünel olayı ile aşabilmektedir.  Bu, bir elektronun gerçekleştirdiği tünel olayından farklı değildir. Bunun için gerekli şartların sağlanması ve kuantum mekaniksel anlamda çözümün belirlenmesine ihtiyaç vardır. Böylece, üstesinden bir türlü gelemediğimiz problemler, bu özel teknikler sayesinde kolayca çözülebilir.

Öncelikle kendisini çok iyi tanıyan ve keşfeden, nasıl öğrendiğinin farkında bir zihin, bakışında belli bir önyargı bulunmadığından, her şeyi gerçek şekliyle görmeye başlar.  Bu kişide yapıcı ve üretken yetenekler filizlenmeye başlar. Düşüncesi süratlenir ve derinlik kazanır. Kendisini sanki bir bilgi ve sevgi okyanusunda hissetmeye başlar.  Bu okyanus, ihtiyaç hâlinde her türlü bilgiyi ulaştıran bir deryadır. İşte o zaman, beş duyunun da ötesinde idrak kapıları açılır. Gözün görme sınırları ötesinde bir görüş, kulağın duyma eşiğini ötesinde bir işitme yeteneği ortaya çıkar. Bu seviyede insanın aklı kuantum alanında işlem görmeye başlar.

  1.  Düşüncede tümevarım ilkesi:Kuantum alanında atom tanecikleri karşılıklı olarak birbirleri ile sürekli etkileştiğinden bir şey, ancak başka bir şeyle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanmaktadır. Kuantum dünyasında hiçbir şey, hiçbir zaman tümden bağımsız hareket etmemektedir. Dolayısıyla atom dünyası gibi hayatı anlayabilmek için de önce ‘tümü’ anlamamız gerekmektedir. Bu ilkeye göre, büyük düşünceler, insan beyninde meydana gelen düşünce kuantlarının birleştirilmesinden meydana gelmektedir. Küçük düşünce kuantlarından büyük ve bütün düşünce bloklarına geçiş yapılabilir. Bu düşünce blokları doğrudan hayatımıza ait düşünceleri, kararları, eylemleri kapsamaktadır. Sonuçta insan beynindeki düşüncelerin fizyolojik anlamda çok küçük elektronik sinyallerden meydana geldiği ve dolayısıyla da enerji olduğu gerçeğinden hareketle insan düşüncesinin de kuantlaşmasının bir başka göstergesi olmaktadır. O halde önemli olan bu düşünce kuantlarının kontrol edilmesi ve yönetilmesidir. Düşüncenin süreksizliği ya da kuantlaştığı gerçeğinden hareketle istemediğimiz düşüncelerden ve dolayısıyla da eylemlerden kurtulabiliriz.

Bir ilgi ve merak alanımız, bir de etki alanımız vardır. Pek çok şeyi merak eder, pek çok şeye ilgi duyar, ilmin hocası olan merakımızı gerekli gereksiz, faydalı faydasız bilgi ile tatmine çalışırız. Dolayısıyla düşünce dünyamızın gelişmesi bu şekilde imkânsız hâle gelir. Bilhassa medya ile ilgi alanımızın sınırlarını daha da genişletmekteyiz. İlgi ve merak alanımızı etki, yani inşa ve tamir veya müspet faaliyet alanımıza yönelttiğimizde düşüncemiz aynı kuantum alanında yer alan aynı frekanstaki düşünce dalgaları ile bir araya gelir ve güçlenir. Bu durumu, lazer ışınlarının gücü ile anlatabiliriz. Normal ışınlarla lazer aynı temele sahiptir. Lazer ışınlarında vektörel olarak her yöne yönelmiş dağınık ışınlar tek bir yöne yöneltilmekte ve tek bir frekans hâline getirilmektedir.  Aynı gaye ve hedefe kilitlenen iki insanın gücünün 11;  üç kişinin ise 111 gücüne çıkmasını kuantumun bu sırrı ile açıklamak mümkündür.

Yedi Renk: Kuantuma göre öğrenmede başarı neye bağlıdır?

 Prof. Çakmak: Başarının sırrı, doğru hedefler koyarak ve doğru bakış açısı kazanarak âlemde hükmeden kanun ve prensiplerle rezonans haline gelebilmektedir. Tümevarım ilkesi, etkili öğrenmenin ancak tüm zekâ çeşitlerini;  insanda var olan tüm öğrenme mekanizma ve sistemlerinin öğrenme süreçlerine dâhil edilmesi ile mümkün olacağını göstermektedir.  Dolayısıyla çoklu zekâ gibi öğrenme kuramları tümevarım ilkesine daha uygun öğrenme yöntemleridir. Kuantumun tümevarım ilkesi,  düşüncede ormana değil, ağaca odaklanan ve resmin bütününü görebilen açık bir zihin yapısını ifade etmektedir. Doğrulara-bilgilere odaklanan, yani eğitim ve bilgiyi aktarmaya ve sınavlarda geri istemeye dayalı hali hazırdaki ülkemizde geçerli öğrenme yöntemleri  “tek doğrulu” bir zihin anlayışı oluşturmaktadır. Dolayısıyla mevcut eğitim anlayışı, kuantum düşünce anlayışı ile ters bir duruş sergilemektedir.  Bu durum, büyük düşünceler üretemediğimizden toplum olarak problemleri çözemeyişimizin, teknolojide büyük ölçüde dışa bağımlılığın nedenini de açıklamaktadır. 

 Yedi Renk: Düşünce maddeyi etkiler deniyor. Bu konuda bilgi verir misiniz?

Prof. Çakmak:  Düşüncede karşılıklı etkileşim söz konusudur. Düşüncenin maddeyi etkilemesine basit bir örnek vermek gerekirse, bulunduğumuz ortamda hiç limon olmadığı halde gözlerimizi kapatıp hayalimizde limon kesip ağzımıza sıktığımızda gerçekten limon varmış gibi ağzımızın sulanması veya üzücü haber karşısında gözlerimizin yaşla dolmasıdır.  Çok öfkelendiğimizde bedenimiz gergin; mutlu ve sevgi dolu olduğumuzda ise bedenimiz rahattır. Düşünce bedenimize yansımaktadır. Işınlar gibi düşünce de maddeyi etkilemektedir.

 Yedi Renk: Daha somut örnekler verebilir misiniz?

 Prof. Çakmak: Düşüncenin maddeyi etkiler. Bunun en somut örneklerinden birisi Japon bilim adamı Prof. Dr. Masaru Emoto’nun su kristalleri üzerinde yaptığı çalışmalarıdır.  Prof. Emoto, duygular yüklenen suyu kristallendirerek etkilerini incelemiştir. Emoto, mikroskopla yaptığı araştırmalarda, donmuş su kristallerinin dış tesirler karşısında çok değişik şekillerde reaksiyon gösterdiğini keşfetti. Bu araştırmalara göre, su kristalleri dış çevre tesirlerinin yanı sıra müzik, nefret, kin, öfke, sevgi ve takdir gibi duygulara da tepki vermektedir. Olumsuz sözler karmaşık-amorf şekiller oluştururken teşekkür, takdir, sevgi, neşe, dua gibi temiz duygu ve niyetlerle yüklenen suyun düzgün ve harika kristal şekiller oluşturduğu görüldü. Bu ve buna benzer başka deneyler,  varlığın ve fıtratın temelinde şükür, takdir, sevgi, yardımlaşma, minnet gibi pozitif duyguların yer aldığını ortaya koymaktadır.

   Yedi Renk: Düşüncelerimiz bedenimizi etkiler deniyor. Bu mümkün mü?

Prof. Çakmak: Evet. Düşünce ve niyetlerimiz, bedenimiz ve zihnimizi bütünün sibernetik parçaları halinde etkilemektedir. Zihimizde olan dış dünyaya yansımaktadır. Hatta diyebiliriz ki zihnimizde olan dışarıda vuku bulmaktadır.  Zihinde ne varsa, hücresel bellek düzeyinde kayıt neyse İlahi irade bize onu vermektedir. Zihnimizdeki düşüncelerin organlarımızı etkilemesinin bir örneği hastalıkların birçoğunun zihni bir nedene dayanmasıdır. Buluşlarımız bile sürekli olarak, beklentilerimiz doğrultusunda gerçekleşmektedir. Şuurumuz neyi keşfetmek üzere bizi harekete geçiriyorsa, sonunda o şeyi keşfediyoruz. Düşüncemiz, bulgularımızın belirleyicisi olduğundan; sorumuz, bilginin yarısı anlamına geliyor. Buradan şu sonuca varabiliriz: Deney, deneyin sonucu ve bilincimiz aslında aynı bütünün birbiriyle ilintili elemanları gibidir. Birbirinden ayrı değillerdir.

Yedi Renk: Kuantum fiziği ile Newton fiziği arasında ne vark var?

Prof. Çakmak: Kuantum fiziğinde fiillerin yer aldığı dil öne çıkıyor. Halbuki klasik anlayışta fiil ve duygular yerine daha ziyade mantık öne plandadır. Atomaltı kuantum dünyasında maddeler, nesneler, duyularımızla kavrayıp algıladığımız şeyler değildir. Herhangi bir faaliyette bulunmadan önce,  düşüncelerimizi test eder, hedefimize varıp varamayacağımızı gözden geçiririz. Bu iki yönlü mantıktır. Fakat bu iki yönlü evet-hayır mantığı evrendeki mantıkla uyuşmamaktadır.  Yeni fizikteki gerçeklik bir potansiyel arz eder, yani çeşitli şekillerde madde-enerjisel olarak bedenleşebilen olabilirlikler dünyasıdır. Kuantum dünyasında daha fazla mantık değeri hükmeder.  Evet–hayır haricinde, böyle de olabilir, fakat şöyle de olabilir mantığı söz konusudur.

Atom ve parçacık kavramları yerine insan hareketlerinde kuanta karşılık olarak “eylemcik” veya “olaycık” kavramları tercih edilebilir.  Eylemcik çok küçücük bir süreçtir. Sezgi bunun için uygun bir kelime gibi görülüyor.  Sezgi idrak etmeye, basirete işaret ediyor. Duygularımızla gerçeği ifade etmede daha az zorlanıyoruz. Çünkü duygularımız bu anlamda biraz belirsizdir. Yani hareket halindeler, sınırları değişkendir. Herhangi bir şeyi içimizde hissettiğimizde, bunu içimizde bir şey çağrışıyor şeklinde açığa vururuz. Çok yönlü rezonans olarak hissederiz onu. Kuantum fiziğindeki alanlar daha ziyade bizim inandığımız üç boyutlu alanlarla ilgisi olmayan tamamen faklı alanlarda tesiri söz konusudur.  Bunu kuantum kodu şeklinde, tamamen saf bir bilgi alanı olarak da tarif edebiliriz.  Bunun kütle ve enerjiyle ilgisi olmadığını da söyleyebiliriz. Bu bilgi alanı hepimizin içinde mevcut. Bütün evrene yayılmış hâldedir. Parçalanamaz bir bütün hâlindedir. Kuantum kodu sınır tanımıyor.  Evrendeki birlik en açık görünen bir evren gerçeği olarak karşımıza çıkmaktadır.

 Yedi Renk: Kuantum bize nasıl bir eğitim anlayışı sunmaktadır?

Prof. Çakmak: Klasik fizik anlayışının Newton paradigmasının hâkim olduğu sosyal bilimlerde çalışan çoğu araştırmacı genellikle tek bir paradigmaya da nedensellik çizgisi ile yetinilebileceğini düşünür. Kuantum paradigmasının temel değişmeleri, eğitim programlarındaki yeni yaklaşımları ve değişimleri ile uyum sağlamaktadır. Eğitimdeki değişim rüzgârlarını hatırlayalım:

  1. Farklı düşünceler desteklenmelidir.Her olay ancak gerçekleştiği ortamda ve o ortamın şartlarına göre değerlendirilmelidir. Bir olayın gerçekleşmesinde çok sayıda faktörün rol aldığı unutulmamalıdır.  Bunları, kesinlik içerisinde değerlendirmemiz ve önceden kestirebilmemiz güçtür. Çoğu bilgiler (doğruları), onları çevreleyen şartlara bağlı olduklarından, o şartların varlığından sürekli olarak kuşku duyulmalıdır.
  1. Gözlem, deney, proje temelli ve senaryo destekli uygulamalarla yaparak yaşayarak keşfe dayalı öğrenme tarz ve metotlarını ikame edilmelidir.
  1. Bilmek, öğrenme ile başlayan, öğrenmenin belki bir aşaması olan, belki de bir sonucu olan; ama sonu olmayan bir çabadır.  Bilmek, sadece bazı sınavlardan geçmek kafaya ne işe yaradığı ve nerede kullanılacağı öğretilmeyen bilgileri yığmak anlamında bir bilmek değildir. Bilmek, bildiklerimizin temellerini, dayanaklarını gösterebilmek demek; yani bilmek, kökleriyle, temel kavramlarıyla bilmek anlamına gelir.
  1. Madde parçacıkları ve fotonlar gibi bilgiler de birbiri ile içe ilişki içinde bulunmaktadır. Bu yüzden öğrenilmesi istenenler, “niçinleri” ve “başka bilgilerle bağlantıları” bilinerek öğrenilmelidir. Yeni eğitim paradigmaları öğrencide şu anlayışın hâkim olmasını ister:

Şu anda sahip olduğum doğrular, bakış açım ve bilgilerimle sınırlıdır. Bunları güncelleştirmek ve zenginleştirmek için gayret göstermeliyim. Bilgi dağarcığımı genişletebilmek için devamlı öğrenmeye ve kendimi yenilemeye ihtiyacım var.”

Bu anlayış ve terbiye öğrencilere verildiğinde, bildikleri ile yetinmeyecek, öğrenci her zaman kendini geliştirme şansı bulacaktır. Bu tarz eğitim sonucunda öğrencide çok doğrululuk, zıtlıkların aynı anda var olabilmesi gibi ilkelere dayalı bir düşünme biçimi hâkim olması ile gelişime açık esnek bir zihin yapısı teşekkül edecektir. İnsan hakları, demokrasi ve toplum kesimleri arasındaki uzlaşma ve akılcılık gibi değerlerin zemin tutması da ancak böyle bir eğitim anlayış ve ortamında neşvü nema bulabilir.  

  1. Kuantum paradigması özne merkezlidir.Öğrenci, bilgiyle yüklenen nesne konumundan kurtarılıp, bilgiyi üreten ve kullanan özne konumuna çıkarılmalıdır. Ferdin öğrendiklerini yorumlaması ve oluşturmasına diğer bir deyişle yapılandırmasına ortam ve imkân sağlanmalıdır. Bilgiler, daima eksik olacaktır. Bu nedenle öğrencilere eleştirel düşünme becerileri, öğrendiklerini bilimsel çerçevede sorgulama becerileri kazandırılmalı ve onları araştırmaya, incelemeye yönlendirecek ortamlar düzenlenmelidir.
  1. Kuantum öğrenme, beyindeki tüm sinirsel ağları kullanarak, anlamlı bilgi oluşturmak için yapıları özel ve bireysel bir şekilde bir arada tutmadır. Kuantum öğrenme, kuantum fiziğinin bulgu ve varsayımlarından yola çıkarak bireyin bir bütün olarak kendini gerçekleştirmesini hedeflemektedir. Sözü edilen hedefe ulaşmada bireyin muhtemel doğrular oluşturması ve sorgulaması, tümden gelimci bir anlayış kazanarak olay ve olguların gerçekleştiği ortamlara göre değerlendirilmesinin sağlanması, gerçekliklerin bütün olarak algılanması gerektiği, öznel bir bakış açısı kazandırılması, kesin yargılardan kaçınılması gerektiği ve herkesin geçmiş yaşantıları farklı olduğu için olay ve olgulara ilişkin algılarında da farklılık olabileceği anlayışını kazandırmaya yönelik olmaktadır. 

Yedi Renk: Özet olarak söylersek kuantum öğrenme bize ne kazandırabilir?

   Prof. Çakmak: Kuantum teorisi, fıtratta var olan öğrenme gerçeklerini gün yüzüne çıkarıyor. Kuantumla materyalist ve kaba anlayış yerine manevi temelli, bütüncül, esnek-geniş bir anlayış hâkim olmaktadır.

Yedi Renk: Değerli hocam bize zaman ayırdığınız çok teşekkür ediyoruz.