MEB Sistemine ve Ders Kitaplarına Eleştirel Bir Bakış

MEB Müfredat Anlayışının Ontolojik Sorunları

Milli eğitim müfredatının en temel problemi katı ve ideolojik müfredat anlayışıyla
geliştirilmesidir. Öğrencinin 12 yılını ipotek altına alan sistem, öğrenciye ne öğrenmek
istediği konusunda söz hakkı vermemektedir. Ders kitapları da bunun paralelinde
gelişmektedir. Halbuki başarılı eğitim sistemleri müfredatın olabildiğince esnek olmasını
öngörür. Finlandiya örneğinde olduğu gibi müfredat belirlemede öğretmen ve öğrenciyi
tamamen özgür bırakan sistemler vardır ve Avrupa Birliği ülkelerinin en başarılı eğitim
sistemidir (SAT kriterlerine göre). Bu sistemde öğretmen dönem başında öğrencileri düzey
gruplarına ayırıp her grupla ortak olarak öğrencilerinde görüşlerini alarak müfredatını ve ders
etkinliklerini planlaşır. Türkiye’de henüz bu kadar esnek olmasa dahi en azından farklı
yetenek ve ilgi düzeylerine göre müfredat farklılaştırılabilse ve ders atlama, konu atlama,
sınıf atlama gibi seçenekler kullanılabilse eğitim kalitesinde büyük fark meydana gelecektir.
Özellikle ileri düzey zeka ve yetenek sahibi öğrenciler sistem tarafından köreltilmekte ve okul
ortamından soğumaktadırlar. En azından düzeyinin altında bir müfredat takip ettiği için,
zorlayıcı rekabet olmadığından çalışma disiplini kazanamamaktadır. Tüm öğrencilerin aynı
düzeyde olması fıtrata muhalif olduğuna göre, her branştan ve her sınıf düzeyinden en az dört
farklı derecede müfredat yoğunluğu hazırlayıp yeteneğe göre müfredatın farklılaştırılması ve
zenginleştirilmesi elzemdir.

Günümüz dünyasında 12-14-16 gibi yaşlarda akademik çalışmaya başlayan ve ciddi
anlamda alan uzmanlığına ulaşan dehalar vardır. Bir nevi diyebiliriz ki dönemin şark
medreseleri bile müfredat özgürlüğü açısından Türk eğitim sisteminden ileridedir. Bizim Meb
ve Yök sistemimiz ise programın üstünde öğrenme düzeyi olan öğrencileri dahi de olsalar o
programa mahkum etmektedir.

8 yıllık eğitimde ilk sekiz yılda okul çeşitlenmesini tamamen ortadan kaldırarak ve lise
düzeyinde de alan ve okul değişimini yasaklayarak sisteme öldürücü darbeyi vurmuştu.
4+4+4 sisteminin ise en kritik yararı ders seçme, okul ve alan değiştirebilme gibi bazı
esneklikler getirmesidir. Ancak bu sistemin faydalı olabilmesi ve özellikle muhteva ve
mana olarak sistemin içinin doldurulması ihtiyacı vardır.

Milli Eğitim Ders Kitaplarının Değerlendirilmesi

Türkiye’de özellikle 2003 yılında Milli Eğitimin ders kitaplarını ücretsiz ve tek elden
dağıtmaya başlamasıyla hem ders kitaplarının önemi biraz daha artmış hem de müsbet
bir yayın komisyonunun hazırladığı kitaplar kabul görürse tek elden bazı yanlışları
düzeltme imkanı hasıl olmuştur. Ancak maalesef on yıllık değişim sürecine rağmen mevcut
kitapları hazırlayan insanların zihniyeti değişmemiştir ve kitaplardaki seküler inkar dili
devam etmektedir.
Ders kitaplarındaki eksik ve yanlışları iki başlıkta değerlendirmek mümkündür:
1- İçerik ve Müfredat açısından (sarmal müfredat yapısındaki tekrar sorunları,
seçilen tema ve konular açısından yanlışlar ve zararlı açık mesajlar)
Özellikle ilköğretim 1. Kademe kitaplarında eskiden beri gelen menfi propaganda
zihniyeti ve ideolojik müfredat yapısı malumdur.
Peki bu duruma karşı sistemde kabul görebilecek ve ülkedeki farklı kesimlerce de
beğenilecek, en azından yoğun tepki görmeyecek ne gibi tedbirler alınabilir? Resmi ideoloji
propagandasından ve seküler dilden nasıl kurtarılabilir yapı? Ayrıca sarmal müfredatta
öğrenci 6. Sınıfta verilen bir konuyu (elektrik, dilbilgisi gibi) 9. Sınıfta tekrar ederken eski
bilgileri unuttuğundan öğretmen eskileri tekrar etmekten üzerine yeni bilgi koymakta
zorlanıyor ve paralel müfredat hiç olmadığından öğrenciler arası düzey farkı hiç gözetilmiyor.
2- Biçim Açısından (Kullanılan dil, resim ve sorularla verilen menfi, örtük/
bilinçaltı mesajlar)
Kitaplarda seçilen karakter isimlerinde (tan, acar, ışıl vb.), çizilen resimlerde(nine
resimleri bile başı açık, kasap yanında domuz resimi vb.), seçilen edebi metinlerde ve
özellikle fen eğitimde ve doğa temalarında kullanılan esbabperest dilde verilen çok
vahim bilinçaltı mesajları vardır. Sürekli belli bir yaşam tarzının vurgulanması ve
benimsetilmesi amacının güdüldüğü görülmektedir. Noel heyecanı yaşayan bir aile
tasviri, Osmanlı dönemi adetlerinin, islami yaşam tarzının kötülenmesi vb. Ders
kitaplarında ayrıca tahammül seviyesinin çok ötesinde ve Osmanlıcaya aşina nesilleri
iyice yabancılaştıran uyduruk bir dil empozesi vardır. (Son yıllarda yönerge, sayıltı,
etkinlik, portfolyo vb. birçok kelimeyi özellikle sınıf öğretmenleri her gün yüzlerce kez
kullanmak durumuna geldi).
Müsbet bir komisyonun kitapları hazırlaması biçima çısındane le alınan zararları izale
edebilir ancak müfredat yapısını değiştirmeye muvaffak olmak için daha uzun vadeli
gayretler gerekecektir. Bu bağlamda tedricen yapıyı değiştirecek teklifler üretilebilir.
Mesela bazı müfritane temaların değiştirilmesi mümkün olabilir. Dünyada müfredat
yapısında inter-disipliner ve kapsamlı temalarla eğitim vermek ön plana çıkmaktadır.
– Tüm alanlarda sistemler, dengeler, oranlar, etklileşimler vb. temalar kullanılarak
hem öğretimde verimlilik artırılabilir hemde geniş bakış açısı kazanan öğrencilere
manay-ı harfi ile nazar daha kolay öğretilebilir.
– Tefekkürün en önemli temel duygusu hayret ve meraktır. Hayret ve merak tefekküre
hem saiktir hem neticedir. Ders kitapları müfredatında da özellikle fen eğitiminde
konular kuru bir dille değil hayret ve merakı uyandıracak bir üslupla yazılmalıdır.
Öğretmen bir atom, kuvvet, anatomi, fotosentez, optik,elektrik, enzimler vb. hangi
konuyu anlatacak olursa olsun sıkıcı formül ve ezberlerle ne olduğunu anlatmakla
birlikte nasıl ve niçin olduğunu anlatmalıdır. Öğretmen fotosentezin karmaşık şemasını
çizdirdiği kadar fotosentezin mucizeliğini ve önemini de vurgulamalıdır. İlla ki manay-ı
harfiyi vurgulamasına gerek yok ama en azından hayret duygusunu uyandırmaya ve
ülfeti kırmaya vesile olabilir. Ders kitaplarında hayret, merak ve heyecan verici bir
üslup yakalayabilirsek bu hem öğrencinin hem de öğretmenin motivasyonunu fevkalade
artıracaktır hem de aynı zamanda tefekküre sevkedecektir. İşlenen her konuda ve her
bilim dalında öncelikle harikuladelik, fevkaladelik ve mucizelik vurgulanmalıdır.
Günümüz dünyasında da fen eğitiminde en çoka rzulanan şey öğrencilere konuların nasıl
eğlenceli verilebileceği, ilginin nasıl çekileceğiv e hayretin nasıl uyandırılacağıdır. (Bob
Jeffrey’in, Nasa’nın, National Geographic’in çocuk yayınlarına bakılabilir).
Abdullah EKER
Anadolu Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü,
Üstün Zekâlıların Eğitimi Anabilim Dalı