MANEVİ RIZIKLARIMIZDAN HABERDAR MIYIZ?

Genellikle, rızık deyince öncelikle, bedenin ihtiyacını karşılayan, ona güç ve kuvvet kazandıran maddî nimetler hatırımıza gelir. Rızık denilince sadece yiyecek maddelerini hatırlamak eksik kalıyor. Midesi tok fakat gözü görmeyen bir insan da bir yönüyle aç demektir. O halde güneş de göze rızık oluyor. Buna göre, insanoğlu akşama kadar neye baksa, ağzından giren lokma misali, o şeyin görüntüsü gözünde teşekkül etmekte ve ona rızık olmaktadır. İşittiği sesler de insanoğluna kulağı için rızık. Kokular da burnuna rızık. Peki manevî rızıklar!. Ruh ve kalbi rahat ettirerek huzura kavuşturan ibadetler, dualar.. Aklın rızkı da her bir nimet üstündeki hikmet ve hakikatler… Manayı harfi esaslı ilimler/marifet de ruha gıda olmaktadır. Kalbin rızkı, çiçeğin rengi ve kokusu değil onu sevmek, onda tecelli eden ilâhî isimleri sevmek ve o isimlerin sahibi olan Allah’a muhabbet.. Kalbimizin hamd, şükür ve minnettarlıkla dolması…. Rezzak ismi bize maddî ve manevî nice rızıklara muhtaç bir kul olduğumuzu hatırlatıyor. Topraktan insan yaratan Allah, aynı topraktan insanın rızkını da yaratmış. Tek başına ne toprak, ne su, ne ışık, ne de hava insanın karnını doyuruyor. Bunlar, bir terbiyeden geçerek ‘rızık’ haline geliyorlar… Rızkımız için bütün kainat bir fabrika gibi çalıştırılıyor. Yediğimiz bir meyvenin arkasında bütün bir kâinat var. “Hayr-ı mahz olan vücudu sana giydiren Hâlık-ı Zülcelâl, sana iştihalı bir mide verdiğinden Rezzak ismiyle bütün mat’umatı bir sofra-i nimet içinde senin önüne koymuştur. Sonra sana hassasiyetli bir hayat verdiğinden, o hayat dahi bir mide gibi rızık ister. Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller gibidir ki, rûy-i zemin kadar geniş bir sofra-i nimeti, o ellerin önüne koymuştur.” (Sözler)

Prof. Dr. Osman ÇAKMAK