İLK ÇAĞLARDA ÖMÜR VE CÜSSE

Osman  Çakmak

İlk in­san­la­rın boy ve cüs­se­le­ri ile ömür­le­ri biz­den fark­lı mı idi? Ha­dis­le­rin ha­be­ri­ne gö­re, ilk pey­gam­ber­le­rin daha uzun bir öm­re ve bo­ya sa­hipti.  Hz. Âdem’in bo­yu­ 60 arşın, ya­ni yak­la­şık 30 met­re ci­va­rın­da ol­du­ğu kay­de­di­lir. Yi­ne Hz. Nuh’un 900 se­ne ka­dar ya­şa­dı­ğı ri­va­yet­le­ri var­dır.

Bu­gün mü­ze­ler­de ser­gi­le­nen is­ke­let­ler, es­ki can­lı­la­rın şim­di­kin­den çok daha iri bün­ye­de ol­duk­la­rı­nı gös­te­riyor.  Apart­man bü­yük­lü­ğün­de di­no­zor, dev ker­ten­ke­le vs. is­ke­let­le­ri şim­di gör­dü­ğü­müz hay­van­la­rın es­ki za­man­lar­da dev bo­yut­lar­da ol­du­ğu­nu söy­le­ye­bi­li­riz. Her bi­ri 150 ton ge­len ve 700-800 yıl ya­şa­yan ba­li­na­lar ile ba­zı ada­lar­da ya­şa­yan dev kap­lum­ba­ğa­lar, o za­man­la­rın can­lı­la­rı­nı ha­tır­la­tan, o çağ­lar­dan gü­nü­mü­ze yadigâr kal­mış bi­rer nu­mu­ne gi­bi­dir­ler.

O za­man­ki can­lı­la­rın bu ka­dar iri ol­ma­sın­da fak­tör ne ola­bi­lir­di? Bu ko­nu­da çe­şit­li yo­rum­lar ya­pıl­mak­ta ve de­ği­şik gö­rüş­ler ile­ri sü­rül­mek­te­dir. Ta­bii ki bun­lar­dan her­han­gi bi­ri doğ­ru ola­bi­le­ce­ği gi­bi, hiç­bi­ri de doğ­ru ol­ma­ya­bi­lir.

Her şey­den ön­ce Dünya­’nın, Hz. Âdem’in ya­şa­dı­ğı dö­nem­de­ki şart­la­rı­nı bi­le­mi­yo­ruz. At­mos­fe­rin ya­pı­sı, Güneş ışın­la­rı, Dünya’nın yö­rün­ge­sin­deki dö­nüş hı­zı, eko­lo­jik fak­tör­ler ve yer­çe­ki­mi­nin de­ğe­ri bu­gün­kü ile ay­nı mı idi? Biz bu tar­tış­ma­la­rı bir ke­na­ra bı­ra­kı­yor, “Biyogeometri kanunları” ile konuyu ele almak istiyoruz.

Yer­çe­ki­mi­nin şim­di­kin­den fark­lı du­rum­da ol­ma­sı ha­lin­de or­ta­ya çı­ka­bi­le­cek de­ği­şik­lik­le­r anlatılmaktadır.  Ko­nu “za­man” bo­yu­tu­nu alaka­dar et­ti­ğin­den, za­ma­nın ba­zı özel­lik­le­ri­ni ve ne­ler­den et­ki­len­di­ği­ni ele al­ma­lı­yız.

İn­san­la­rın me­rak et­ti­ği, fa­kat bir tür­lü kav­ra­ya­ma­dı­ğı, za­man ve mekan hu­su­su­dur. Me­ka­nı, otur­du­ğu­muz oda; za­ma­nı ise sa­at cin­sin­den bir nesne ola­rak ta­nı­yor­duk. Uzay ça­ğı­na açıl­dı­ğı­mız bu yüz­yıl­da ola­yın zan­net­ti­ği­miz­den fark­lı ol­du­ğu­nu gör­dük.

Bu yüz­yı­lın baş­la­rın­da ge­li­şen iza­fi­yet te­o­ri­si ile za­man, hız, küt­le vb. ko­nu­lar­da ye­pye­ni an­la­yış­lar or­ta­ya çık­tı. Ge­liş­me­ler, te­o­ri­nin ile­ri sür­dü­ğü hu­sus­la­rın ma­te­ma­tik­sel is­pat­la­rı ya­nın­da tec­rü­bî de­lil­le­ri­ni de or­ta­ya koy­du. Ke­şif­ler iler­le­dik­çe, il­min bu­luş­la­rı Kur’an ve ha­dis­le­rin or­ta­ya koy­du­ğu ger­çek­ler­le ay­nı hi­za­ya gel­me­ye baş­la­dı.

Bu te­o­ri­ye gö­re za­man iki un­su­ra bağ­lı ola­rak kı­sa­lıp uza­ya­bi­li­yor. Za­ma­nın hı­za bağ­lı ola­rak ge­niş­le­yip kı­sal­ma­sı “özel iza­fi­yet” ile açık­la­nır.  Çe­ki­me bağ­lı ola­rak geç yaş­lan­ma ise ge­nel iza­fi­yet ile an­la­tı­lır. “Ge­nel İza­fi­yet Te­o­ri­si”, mev­cut üç mekan bo­yu­tu üze­ri­ne, dör­dün­cü bo­yut ola­rak za­ma­nı ila­ve eder. Bo­yut, bir yö­ne uzan­ma­yı ifa­de eder. Mesela çiz­gi tek bo­yut­tur. Alan ise, iki bo­yu­ta sa­hip­tir. Üç bo­yut ha­cim­le ifa­de edi­lir. Bu üçü­nü cet­vel­le öl­çe­bi­li­riz. Bun­la­ra mekan-yer ko­or­di­nat­la­rı da de­nir. Halbuki za­man bo­yu­tu­nu cet­vel­le ölçme­miz müm­kün de­ğil­dir. So­yut ol­du­ğun­dan öl­çü­le­re so­ka­ma­yız. Bu yüz­den de za­man bo­yu­tu­nun özel­lik­le­ri ko­lay­ca an­la­şı­la­maz. Me­kan sa­bit ve so­mut iken, za­man de­ğiş­ken bir bo­yut ola­rak kar­şı­mı­za çı­kar. Bi­zi ih­ti­yar­la­tan bu et­ki, kainat­ta­ki tüm olay­lar ara­sın­da yer alır ve on­la­rı bir­bi­ri­ne bağ­lar. Za­man, ömür ile bir­lik­te, ka­za-ka­der ola­yı­nı da yü­rü­tür; bir ka­der cet­ve­li gi­bi­dir. Do­la­yı­sıy­la ka­de­ri ek­ra­ni­ze eder. Za­man ol­ma­say­dı, ha­ya­tın id­ra­ki ol­maz, kainat de­di­ği­miz bü­yük mekan an­la­şı­la­maz­dı ve an­la­tı­la­maz­dı. Bir yer­de bu­lu­şa­ca­ğı­mız ki­şi­ye bu­luş­ma ye­ri ile bir­lik­te ta­ri­hi­ni de ve­ri­riz. Bir uçak, yer ko­or­di­nat­la­rı­nı bil­di­re­rek şu en­lem­de, şu boy­lam­da ve şu yük­sek­lik­te­yim di­ye­bi­lir. An­cak za­ma­nı­nı be­lirt­mez­se mev­ki­si bi­li­ne­mez. Bun­dan do­la­yı uzay-za­man dört bo­yut­lu­su or­tak bir ölçme sis­temi­dir. Et ve tır­nak gi­bi bir­bi­rin­den ay­rı­la­maz.

Za­ma­nın bir ak­ma hı­zı ol­du­ğu bu­lun­muş, bu hı­zın ışık hı­zı­na (sa­ni­ye­de 300 bin km) eşit ol­du­ğu gö­rül­müş­tür. Ci­sim­ler hız­lan­dık­ça za­man­la­rı ya­vaş­la­yıp ge­niş­li­yor. Ya­ni yaş­lan­ma­la­rı daha ya­vaş ha­le ge­li­yor. Tam ışık hı­zı­na ulaş­tık­la­rın­da ise, za­man­la­rı dur­ma no­kta­sı­na ge­li­yor. İna­nıl­maz gi­bi ge­len bu ha­ki­kat, ba­zı ato­mal­tı par­ça­cık­la­rın ve koz­mik par­ti­kül­le­rin dav­ra­nış­la­rın­dan da göz­len­miş­tir. Bu par­ça­cık­lar ışık hı­zı­na ya­kın bir sü­ra­te ula­şa­bi­li­yor­lar. Bu du­rum­da da mu­a­y­yen olan ömür­le­ri de­ği­şi­yor. Daha uzun ömür­lü olu­yor­lar. Bun­la­rın ya­rı ömür­le­ri o ka­dar kı­sa­dır ki on­la­rın ömür­le­ri bir yıl­dız­dan di­ğe­ri­ne git­me­ye ve­fa et­mez. Bir tür ağır elekt­ron olan Pİ ve ETA me­zon­la­rı­nın ya­rı ömür­le­ri­nin mil­yon­da bir sa­ni­ye ka­dar ol­du­ğu tes­pit edil­miş­tir. Bu kı­sa ömür­le­ri­ne gö­re an­cak bir­kaç yüz met­re yol ala­bi­le­cek­ken Güneş ya da di­ğer yıl­dız­lar­dan Dünya’­mı­za ka­dar ge­le­bi­li­yor­lar. Bu­nu na­sıl izah ede­bi­li­riz? “İza­fi­yet Te­o­ri­si”ne gö­re hız­lan­dık­la­rın­dan za­man­la­rı ge­niş­li­yor. Bu yüz­den ça­bu­cak öl­me­yip genç ka­lı­yor­lar. Işık hı­zı­na va­ran bu par­ça­cık­lar iza­fi­yet te­o­ri­si­ni da doğ­ru­la­mış olu­yor­lar. Ça­buk gi­den araç­ta, za­ma­nın daha ya­vaş ge­çe­ce­ği pro­ton ve nöt­ron­la­rın iv­me­len­di­ril­me­siy­le ve hız­lı jet­ler­de­ki has­sas ölçme­ler (la­zer sa­at­le­riy­le) so­nu­cu doğ­ru­lan­mış­tır.

Za­ma­nın akı­şı­na et­ki eden sa­de­ce hız fak­tö­rü de­ğil­dir. Za­man, çe­ki­me bağ­lı ola­rak da de­ği­şi­yor. Asıl üze­rin­de du­ra­ca­ğı­mız me­se­le ise, çe­ki­me bağ­lı ola­rak ömür ve cüs­se­nin de­ğiş­me­si­dir.

Elekt­ro­nik sa­at­ler­le ya­pı­lan araş­tır­ma­lar, yo­ğun­lu­ğun ve top­lam küt­le­nin art­tı­ğı or­tam­lar­da za­ma­nın ya­vaş­la­dı­ğı­nı or­ta­ya koy­muş­tur. Ör­ne­ğin Dünya’­ya oran­la daha bü­yük ve daha yo­ğun olan Jü­pi­ter’de za­man Dünya’­ya oran­la daha ya­vaş is­le­di­ği ile­ri sü­rül­mek­te­dir. Ağır bir ci­sim uza­ya gö­mül­dü­ğü za­man yal­nız uza­yı de­ğil za­ma­nı da bü­kü­yor, eğ­ril­ti­yor. Düz bir per­de­nin üze­ri­ne ko­nan ağır bir cis­min per­de­yi çu­kur­laş­tır­ma­sı gi­bi, uzay-mekan per­de­si de ağır bir gök cis­mi­nin et­ki­siy­le o yö­re­de de­ği­şik­li­ğe uğ­ru­yor. Ya­ni ora­da za­ma­nın akı­şın­da bir de­ğiş­me olu­yor. Mesela bir gök cis­mi­nin ya­kı­nın­dan ge­çen ışık di­ğer normal gi­den ışı­ğa nis­pet­le va­ra­ca­ğı ye­re daha geç ulaş­mak­ta­dır. Çe­kim et­ki­sin­de ka­lan ışı­ğın yo­lu eğ­ril­di­ğin­den daha uzun yol al­mış olu­yor, Bu du­rum­da daha çok za­man kay­be­di­yor. Bu du­rum çe­kim kuv­vet­le­ri­nin son de­re­ce aşı­rı­laş­tı­ğı Ka­ra­de­lik­ler­de daha ba­riz ha­le ge­li­yor. Ka­ra­de­lik böl­ge­sin­de bil­di­ği­miz uzay-za­man ta­ma­men de­ği­şip baş­ka bir uzay- za­ma­na ka­pı açı­lı­yor. Ar­tık ora­da za­man ve mekan baş­ka­dır; bil­di­ği­miz fi­zik ka­nun­la­rı yo­ktur.

Çe­kim­le­ri Dünya’­nın­kin­den fark­lı olan di­ğer gök ci­sim­le­rin­de ya­şa­say­dık ba­zı ga­rip­lik­ler­le kar­şı­la­şa­bi­lir­dik. Ay yü­ze­yin­de 60 ki­lo­luk bir ast­ro­no­tun ağır­lı­ğı­nın al­tıda bi­ri ağır­lı­ğa ine­rek l0 ki­lo­ya düş­tü­ğü­nü o yüz­den uçar­ca­sı­na sıç­ra­dı­ğı­nı bi­li­riz. Gü­neş bü­yük­lü­ğün­de bir ge­ze­gen­de ya­şa­say­dık, ağır­lı­ğımız bu de­fa l,5 to­nu bu­lur, en uzun at­la­ma re­ko­ru­muz 3 cm, yi geç­mez­di.

Bu­nun­la da kal­maz aşı­rı çe­kim, ge­liş­me­mi­ze de et­ki edeceğine dair bazı yaklaşımlar var. Bu yaklaşımlara göre,  in­san­lar kü­çü­lür, bö­cek­ler ka­dar ufa­cık ha­le ge­lir­di. Çe­kim gü­cü dü­şük olan Ay’da ise ter­si­ne bir se­yir ta­kip eder, Dünya’­da 60 ki­lo olan bi­ri ora­da Dünya’­da­kin­den 10 kat faz­la (600 kg) bir ce­sa­me­te ula­şır­dı. Mev­cut kas­la­rı­mı­zın gü­cü, kal­bi­mi­zin atı­şı, be­de­ni­mi­zin bü­yük­lü­ğü vs. Dünya çe­ki­mi­ne ayar­lı­dır. Hal­bu­ki Ay’da, bu öl­çü­ler normal ol­ma­yan bir du­ru­ma dü­şer. Ay’da ye­re sağ­lam bas­mak için küt­le­mi­zin on kat art­ma­sı ya­ni 600 ki­lo­ya çık­ma­sı ge­re­kir­di.

Çe­ki­min ol­ma­dı­ğı uzay­da fiz­yo­lo­jik de­ğiş­me­le­rin daha ya­vaş vu­ku bul­du­ğu­nun göz­len­me­si (mesela kalp çarp­ma­sı­nın ya­vaş­la­dı­ğı ve kıl­la­rın daha ya­vaş bü­yü­dü­ğü)  savı doğrular niteliktedir. Ya­ni çe­kim azal­dık­ça fiz­yo­lo­jik fa­a­li­yet­ler­de bir ya­vaş­la­ma göz­le­ni­yor. Bu du­rum­da çe­ki­min az ol­du­ğu or­tam­da yaş­lan­ma­nın daha geç ola­ca­ğı­nı söy­le­ye­bi­li­riz.

Eğer Ar­z’ın çe­kim kuv­ve­ti şim­di­ki­nin iki ka­tı ol­say­dı, gün­lük ka­lo­ri ih­ti­ya­cı­mız da iki kat ar­tar­dı. Bu ay­nı za­man­da vü­cut or­gan­la­rı­nın iki kat daha hız­lı ça­lış­ma­sı de­mek­tir. Ta­bi bu hız­lı ya­şa­ma bi­zim daha ça­buk ih­ti­yar­la­ma­mı­zı so­nuç ve­rir. Sa­de­ce in­san­lar de­ğil, tüm mo­tor­lu va­sı­ta­lar iki kat pet­rol har­ca­ya­cak, kö­mür ve pet­rol tü­ke­ti­mi iki kat ar­ta­ca­ğın­dan bel­ki de ço­ktan pet­rol har­bi çı­ka­cak­tı. Bu no­kta­ya gel­miş­ken, şu hu­su­su an­lat­ma­dan ge­çe­me­ye­ce­ğiz:

Ar­z’ın çe­ki­mi öy­le bir he­sap­la ayar­lan­mış ki, ener­ji kay­nak­la­rı Ar­z’a öy­le den­ge­li yer­leş­ti­ril­miş ki me­de­ni­yet far­kı­na var­ma­dan ka­de­ri­ni ya­şa­mak­ta­dır. Ön­ce kö­mü­rü keş­fet­ti. Ar­ka­sın­dan pet­ro­le geç­ti. Ora­dan da nük­le­er ener­ji­yi bul­du.

Ener­ji kul­la­nım ta­ri­hi­ne bir na­zar ede­lim. Dünya nü­fu­su 200 mil­yon ola­na ka­dar or­man faz­la­sı odun in­san­la­rın ih­ti­ya­cı­na ka­fi ge­li­yor­du. Nü­fu­sun mil­ya­rı bul­du­ğu son yüz­yıl­lar­da ise, top­ra­ğın al­tın­da kö­mür de­po­la­rı bu­lun­ma­sa idi hiç de iç açı­cı ne­ti­ce­ler or­ta­ya çık­ma­ya­cak­tı. 19. asır­da tüm or­man­lar bi­ti­ri­le­cek, 20. yüz­yı­la çıp­lak bir ye­ryü­zü mi­ras ka­la­cak­tı.

Ar­z’ın pet­rol de­po­la­rı ol­ma­sa, 5 mil­ya­ra ula­şan bu­gü­nün Dünya­’sı­na kö­mür de ka­fi gel­me­ye­cek. Kö­mür­lü tren ve va­pur dı­şın­da hiçbir mo­tor­lu ta­şıt kul­la­na­ma­ya­cak­tık.

De­mek ilk çağ­lar­da can­lı­la­rın böy­le iri ol­ma­sın­da son çağ­lar­da­ki in­san­la­rın ih­ti­ya­cı­nın gö­rü­lüp plan­la­ma­sı var. Çün­kü kö­mür ve pet­rol o za­man­ki ola­ğa­nüs­tü iri­lik­te­ki bit­ki ve hay­van­la­rın ye­ral­tın­da ka­lıp is­ti­ha­le­ler ge­çir­me­si so­nu­cu oluş­mak­ta­dır. Bu ka­dar bol pet­rol ve kö­mür için her bi­ri on­lar­ca, hat­ta yüz­ler­ce ton ağır­lı­ğın­da­ki hay­van­lar ve ola­ğa­nüs­tü iri­lik­te bit­ki­ler ge­re­ki­yor ol­ma­lıy­dı. İlahî hik­me­tin bu fev­ka­la­de in­ce he­sap­la­rı, dü­şü­nen ka­fa­la­rı hay­ret ve te­fek­kü­re sevk et­mek­te­dir.

Çe­ki­mi Dünya çe­ki­mi­ne gö­re 10 kat dü­şük olan Ay’da bü­yü­dü­ğü­nü farz et­ti­ği­miz 600 kg ge­le­cek şe­kil­de ge­li­şen in­san­la­rın, aca­ba ömür­le­ri ne ka­dar olur­du? Böy­le bir cüs­se­yi yi­ne in­san bo­yun­da ka­la­rak ko­ru­ma­la­rı el­bet­te müm­kün de­ğil. Bu du­rum­da, cüs­se­ler Dünya’­da­ki­ne gö­re bir­kaç kat ar­tar, 5-10 met­re­ye ula­şır­dı. Ömür­le­ri­ne ge­lin­ce, çev­re­miz­de­ki var­lıkla­ra dik­kat ede­lim. Yüz bin­ler­ce tür can­lı için­de bir­kaç is­tisn­ayı bir ke­na­ra bı­ra­kır­sak, kü­çük can­lı­la­rın ömür­le­ri­nin kı­sa, bü­yük­le­rin ise uzun ömür­lü ol­duk­la­rı­nı gö­rü­rüz. Ya­ni cüs­se bü­yü­dük­çe ömür de uza­mak­ta­dır. Mesela en ağır hay­van olan ba­li­na­la­rın ve bü­yük çı­nar­la­rın or­ta­la­ma öm­rü 500-700 yıl ara­sın­da­dır. Hal­bu­ki mik­ros­ko­bik can­lı­la­rın ömür­le­ri gün­ler, sa­at­ler, hatta sa­ni­ye­ler­le ifa­de edi­lir. Gü­neş’­le­rin ömür­le­ri mil­yon­lar se­ne ile ifa­de edi­lir­ken, mi­nik ya­pı­la­ra inil­dik­çe ömür de kı­sal­mak­ta­dır. Za­ma­nın, bu şe­kil­de di­ğer bo­yut­la­ra uyum sağ­la­ma­sı, onun bir bo­yut ol­du­ğu­nun ayrı bir gös­ter­ge­si­dir. İza­fi­yet te­o­ri­si, za­ma­nın hız ile küt­le ara­sın­da­ki kar­ma­şık il­gi­si­ni or­ta­ya ko­yar­ken, Ku­an­tum fi­zi­ği de kü­çü­len za­man­la­rı, min­na­cık ömür­le­ri gös­ter­di.

İn­sa­noğ­lu, Dünya’­dan çe­kim gü­cü al­tı de­fa dü­şük olan Ay’da ya­şa­say­dı, öm­rü tak­ri­ben 6 kat uzu­yor, 400 yı­la ula­şı­yor­du. Çün­kü çe­kim az ise, can­lı­lar ye­re sağ­lam bas­mak için cüs­se­ler bü­yü­yor. Ya­ni ağır­la­şı­yor­lar, ağır­laş­mak için de ha­cim­ce bü­yü­yor­lar. Ha­cim ola­rak bü­yü­mek için ise en­den ve boy­dan art­ma­yı ge­rek­ti­rir. Bi­yo­ge­o­met­rik ka­nun ve te­o­ri­ler bu­nun bi­ze böy­le ola­bi­le­ce­ği­ni söy­lü­yor.

İlk çağ­lar­da çe­ki­min şim­di­kin­den daha dü­şük ola­bi­le­ce­ği­ne des­tek ve­ren di­ğer bir no­kta da can­lı­la­rın sü­rün­gen gi­bi kal­ma­yıp di­ki­lip iki ayak üze­ri­ne doğ­rul­ma­la­rı­dır. O müt­hiş iri­lik­te­ki ilk kuş­lar ya­ni yır­tı­cı ga­ga­lı­lar bu çe­kim az­lı­ğın­dan ya­rar­la­na­rak uç­ma be­ce­ri­si­ni ka­zan­mış ol­ma­lı­dır. Ak­si hal­de ton­lar­ca iri­lik­te­ki kuş­la­rın şim­di­ki çe­kim­le ha­va­lan­ma­la­rı zor­la­şa­cak­tı.

İlk çağ­lar­da Dünya’­nın çe­ki­mi na­sıl­dı? Aca­ba yüz­yıl­lar bo­yun­ca Dünya­’nın çe­kim gü­cü hep ay­nı ka­lıp şim­di­ki de­ğe­ri­ni mu­ha­fa­za edi­yor mu­y­du? Yer­çe­ki­mi­ne et­ki eden fak­tör­ler var­sa Dünya’­nın çe­ki­mi­nin de za­man­la de­ği­şe­bi­le­ce­ği­ni söy­le­ye­bi­li­riz. Dünya­’mı­zın kar­ma­şık çe­kim et­ki­le­ri­nin al­tın­da ol­du­ğu bir va­kı­a­dır. Ay’ın çe­kim et­ki­siy­le de­niz­ler­de gel­git­ler mey­da­na gel­di­ği gi­bi, Dünya­’nın et­ki­sin­de kal­dı­ğı çe­kim­ler de Dünya çe­ki­mi­ni de­ğiş­ti­re­bi­lir. Bu de­ğiş­me­ler ise, za­man gel­git­le­ri­ne se­bep ola­bi­lir. Bu­na bağ­lı ola­rak da ömür ve cüs­se­ler de­ği­şe­bi­lir.

Bu yaklaşımları ileri sürenler  şöyle düşünüyorlar: Son­ra­ki ku­şak­lar ev­rim ge­çi­re­rek yok ol­ma­mış, canlılar bi­rin­den di­ğe­ri­ne dö­nüş­me­miş­tir. De­ği­şen çe­kim ya da baş­ka fak­tör­ler­le, ye­ni uyar­la­may­la kü­çül­müş­ler­dir. Ba­zı iri hay­van­lar ha­yat sah­ne­sin­den çe­ki­lir­ken, di­ğer­le­ri ise gör­dü­ğü­müz kü­çük to­run­la­ra ufal­mış­lar.

Çe­kim, bu âle­mi ayak­ta tu­tan et­ki­si­ni ta son­suz me­sa­fe­le­re ka­dar his­set­ti­ren es­ra­ren­giz bir kuv­vet. Mad­de­nin içi­ne yer­leş­ti­ril­miş küt­le mik­ta­rıy­la oran­tı­lı ar­tış gös­te­ren mad­de öte­si bir ma­hi­yet. Gü­nü­müz il­mi­nin önün­de müş­kül bir me­se­le ola­rak du­ran Ka­ra­de­lik­ler çe­kim kuv­ve­ti­nin son de­re­ce aşı­rı­laş­tı­ğı yıl­dız yer­le­ri­dir. Ora­lar­da uzay-za­ma­nın bil­di­ği­miz­den ta­ma­men fark­lı bir key­fi­ye­te bü­rü­nür.

Ge­li­şen ilim­ler, za­ma­nın de­ği­şik mekan­lar­da ve hız­lar­da de­ği­şik ak­tı­ğı­nı; mekan ve mad­de gi­bi za­ma­nın da çe­ki­min te­si­rin­de bu­lun­du­ğu­nu gös­te­ri­yor. Te­o­ri ve ih­ti­mal­le­rin ışı­ğın­da ilk çağ­lar­da­ki ömür ve cüs­se­le­rin ne­den iri ol­du­ğu­na dair  bazı yak­la­şım­lar­ı sunduk.