Fatih Projesine Felsefi ve Teknik Bir Bakış

İbrahim Demirkan

Eğitimci-Yönetmen

Fatih Projesini yürüten YEGİTEK ile TÜBİTAK arasında eski hesapla 4.5 trilyon liralık bir protokol imzalandı. Protokolle birlikte eğitim müfredatlarının yenilenmesi ve Fatih Projesine içerik üretiminin teknik alt yapısı  TÜBİTAK’la yapılacak.

Bu konuyla ilgili TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Yücel Altunbaşak’ın şu açıklaması dikkat çekici: “Birinci projemiz, ‘eğitim sisteminin fotoğrafını çekmek’ başlığından oluşmaktadır. Bu sistemde objektif olmak çok önemlidir. Çünkü çıkan sonuçla milli eğitim politikalarının iyi ya da kötü yönde gittiği ortaya çıkacaktır. İkinci projemiz ‘eğitim müfredatının güncellenmesi’ adı altındadır. Bu projeyle analitik düşünceyle sorgulayabilen, yenilikçi fikirleri ortaya çıkaran insan yetiştirmek üzere eğitim müfredatlarını yeniliyoruz.”

Bugüne kadar gelinen noktada benim gördüğüm kadarıyla projenin tablet ayağının uygulanabilirliği yok ama akıllı tahta bir nimet. Akademisyenler TÜBİTAK’a  ulaşarak içerik konularında katkıda bulunabilirler. Bunun yanında YEGİTEK bünyesinde üretim yapılan EBA’ya da bakılabilir. http://www.eba.gov.tr/

EBA, YEGİTEK’te “Eğitim Yayınları ve İçerik Yönetimi Grup Başkanlığı”na bağlı çalışmaktadır. Grup başkanı Mustafa İLKHAN olup müspet çalışmalara olumlu bakan biridir; fakat burada alan uzmanı olarak çalışmak isteyen kişiler eğitim materyali üreten kişi ya da kurumlarla çalışmalıdır. Örneğin yönetmen ya da flaş animasyon hazırlayan bir grupla… Bunun yolu da genel müdür ya da M.İLKHAN’la görüşmekten geçiyor.

Fatih projesinde tablete niçin hayır, akıllı tahtaya niçin evet dediğimi açıklayayım.
İlk önce projenin hikâyesine bakalım. Son yıllarda Sayın Başbakanın seçim meydanında elindeki bir tableti göstererek ‘Artık çocuklarımız okullarda defter, kitap taşımayacak’ sözünden sonra ülkemizde Fatih projesi ilgi odağı oldu.

Bu satırları yazan biri olarak Fatih Projesinin gerçekleştirildiği ve aynı zamanda çıkış yeri olan YEGİTEK (o tarihte adı EGİTEK)’in  bir  çalışanı olduğumu da belirteyim.  Başbakanın bu açıklamasından önce, o zaman ki adıyla EGİTEK’e (Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü) atanan yeni genel müdür Mahmut TÜNCEL, genç ve dinamik bir isim olarak Fatih projesini  dizayn etti ve ekibiyle yola çıktı.

O tarihte Fatih Projesi üzerine çalışmalar başladığında her sınıfta bir projeksiyon cihazı, bir laptop ve projeksiyonun yansıtılacağı perde hedeflenmişti. Proje bu yönüyle bile cazipti.
Tüm sınıflara projeksiyon konulacağını duyan dünyanın her tarafındaki üreticiler, gelip ürünleriyle ilgili sunumlar yaptılar.

İşte bu sunumlarda projeksiyon cihazının lambasının belli bir saatle sınırlı ömründen, perdeye ya da tahtaya yansıtılan görüntünün önüne geçildiğinde perdede oluşan karaltılara kadar bir dizi sorunun çözümü aranırken iş yavaş yavaş dokunmatik ekranlı akıllı tahtalara ya da diğer adıyla etkileşimli tahtalara döndü. Ve henüz projede tabletin adı bile geçmezken Başbakanın elinde gördük. O tarihten itibaren sendika yönetiminde yer almanın da verdiği rahatlıkla ısrarla Başbakanın eline o tableti kim verdi diye sorsam da cevabını alamadım maalesef. Tek aldığım cevap ‘YEGİTEK tarafından verilmediği’ oldu.

Niçin tableti ısrarla soruyordum? Çünkü büyük bir maliyet ve pedagojik açıdan sakıncalı bir durumla karşı karşıyaydık ve Başbakanın eline o tableti verenlerin bundan haberi olmadığı belliydi. Fatih Projesini dizayn eden ekipte böyle bir şey düşünmemişti.

İhale MEB üzerinden YEGİTEK’e kaldı. Sonrasında da TÜBİTAK’la YEGİTEK arasında imzalanan bir protokolle projenin daha bilimsel ve teknik bir zemine oturtulduğu düşünüldü. İşin aslı hazıra konan TÜBİTAK cephesi, bu işe katkıda bulunabilir mi o da bir bahs-i diğer.
Bu yazının asıl değinmek istediği nokta, teknolojinin oluşumunda o teknolojiyi oluşturan zihniyet ve felsefenin insan ruhuna kadar uzanan bir değişimi de hedeflediği ve onun için bir tabletin asla sadece bir tablet olmadığıdır.

Bu durumu YEGİTEK’de eğitim filmleri çekmiş bir yapımcı-yönetmen olarak eğitim materyali üretimindeki yaşadığım süreçlerde çok iyi müşahede ettim. Burada teknolojik araçların rehberliğinde yapılacak bir eğitimin felsefesini de oluşturmak gerekmektedir. Sadece maddi gelişimin yüceltilip manevi gelişimin unutulduğu bir süreçten sağlıklı bireylerin yetişmesi zordur. Kalbi, aklı ve vicdanı olan insan dini ya da felsefi değerlerine göre bir hayat yaşar.
Müfredatın dijital pedagojiye dönüşmesinde yerli ve milli kaynaklardan faydalanılmalıdır. Bir eğitim yöneticisinin sorduğu soru ve aldığı cevap üzerine düşünmemiz lazım,

“Geçen yıl 5. sınıf öğrencilerine “ Bildiğiniz beş tane masalın adını yazar mısınız?“ dedim, 43 tane masal adı yazıldı ve bunlardan sadece dört tanesi Türk kültürüyle ilgiliydi’ (Dijital Çağda Eğitimde Fırsatlar ve Sorumluluklarımız, Sh. 35, Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği yayını, 2012)

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de eğitimin asıl hedefi nihai anlamda ideolojik yüklemeler yapılarak sisteme uyumlu vatandaşlar yetiştirmek olmuştur.  Bunu yaparken aşırı derecede kontrolcü bir zihniyetle yaklaşılmıştır. 1990’lardan sonra dünyada dijitalleşme ile beraber hızla değişen hizmet ve üretim mantığı Türkiye gibi ideolojik vesayetin kalıpları içerisinde eğitim veren ülkelerin de ihtiyaçlarını gözden geçirmesine sebep olmuş ve 2002 yılında iktidara gelen AK Parti hükümeti, geç de olsa bu alanda sadece yapısal bir değişikliğe gitmiştir.

Bizler öğrencilerimizi okul içi hayat için değil dışardaki hayat için yetiştirmeliyiz. Toplumsal, ideolojik ve dini baskılardan –bir din kültürü öğretmeni olarak bundan kastım Kur’an ve Sünnetin ruhundan uzak  dindarlık anlayışıdır- arınarak samimiyetle kendi düşüncelerimizin rehberliğinde oluşturduğumuz bir  dünya ve medeniyet tasavvurunu öğrencilere aşılamalıyız.
Sadece akademik başarıya odaklı kazanım olarak bilgi ve beceriyi hedefleyen bir eğitim, robotik insanlar yetiştirir; bu da o toplumun ruhsuz insanlar arenasına dönmesine sebep olur. Eğitim elbette bilgi ve beceriyi vermekle yükümlü; ama bununla beraber davranış ve tutumları da ön plana alarak asıl hedefinin iyi insan yetiştirmek olduğunu söylemelidir. Çünkü alanında çok iyi yetişmiş bir bilim adamı veya teknisyen, insanları aldatarak haksız kazanç sağlıyorsa aklımız ve kalbimiz aldıkları eğitimin ve becerinin önüne geçerek o insanları hem bireysel hem de toplumsal anlamda vicdanen ve hukuken mahkum eder.

Etik değerlerin ihlalleri toplumda güvenliği ve asayişi sarsar, bu da kaosa sebebiyet verir. Diederik Stapel örneğinde olduğu gibi; “Makaleleri uluslararası bilimsel dergilerde yer bulan Hollandalı Psikolog Diederik Stapel, yıllar boyunca araştırma verilerini “uydurduğunu” itiraf etti” (‘ Stapel: Araştırmalarımdaki Verileri Uydurdum’  http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1068299&CategoryID=79 Linke ulaşım tarihi 04.09.2012)

Teknoloji ahlak vermez. Onun yapısı devamlı tüketilmeyi ve geliştirilmeyi arzu eder. Eğitimde yanlış giden bir şeyler varsa teknoloji ile düzeltilemez. Eğitim teknolojileri sadece destekleyici olabilir.

Elbette teknoloji ahlaksız değildir, onu kullanan ahlaki ya da gayr-i ahlaki bir ortam oluşturabilir. 1980’lerin meşhur bilgisayarı Amiga örneği bahsettiğimiz teknolojiyi icat edenlerin onu kullananların ruhuna sirayet ettirmek istedikleri bir bakış açısını çok güzel özetler.  AMIGA ” İspanyolca bir sözcük ve Türkçe’deki anlamı “kız arkadaş” ya da “metres”dir. Bir nevi bağımlılığı, teknolojinin cazibesini vurgulayan bir isim; ama ne kadar masum?   Böylesine bir isimlendirme bile bizleri daha dikkatli düşünmeye sevk etmektedir.

Hiç unutmam bir öğrencim din dersinde verdiğim bir dönem ödevini direkt internetten çıktısını alarak bana getirmişti. Bunu nereden mi anladım çünkü her kağıdın en alt satırında web adresi aynen duruyordu. Bu fikir tembelliğinden aslında biz öğretmenler sorumluyuz. Öğrencileri bu tip direkt alıntının dışında düşünmeye ve yazmaya zorlayacak ödevler vermeliyiz. Konuyla ilgili sorular sordurup cevaplar yazmasına vesile olmalıyız. Örneğin ‘batıl inançları yazıp getirin çocuklar’ şeklinde ödev vermektense çevrenizde duyduğunuz batıl inançlar nelerdir? Bir gün defterinizin arasında bulduğunuz notta ; ’Bu notu 10 kişiye ulaştırmazsan ilk önce en sevdiğin insanı kaybedeceksin sonra eviniz yanacak hayatın mahvolacak’ yazıyorsa ne yapmanız gerekir? Sizce denilenler olabilir mi? Evetse niçin, hayırsa neden?’ gibi ödevler vermeliyiz.
Öğretmenlik becerileriyle derse öğrenciyi çekilemiyorsa ya da ilgisi toplanamıyorsa teknoloji, öğretmeni değersizleştirmiş demektir. Şu anki sınıf ortamlarında öğrencinin ilk talep ettiği özgürlük ikinci talep ettiği ise eğlencedir. Eğlenerek öğrenme kavramı da biraz buradan çıkmıştır, yoksa öğrenciler birbirleriyle eğlenerek bu duygularını tatmin etmeye çalışmaktadırlar ki aşırıya gidildiğinde bu durum sınıf disiplinini bozar, bu da orada eğitim- öğretim için cenaze marşının arka fonda çalınması demektir.

Öğretmen teknolojinin yapamadığını yapar. Ahlaki ve etik alanda örnek olmak gibi; çünkü artık öğrencilerimizin sadece nasihate değil iyi örneklere ihtiyaçları var. Öğretmen toplumsal hayatın olmazsa olmazı olan ahlaki kurallarda ve örneklikte lider olmalıdır. Matematik dersinde de Din Kültürü dersinde de soruyu bilmenin ve problem çözmenin yollarının kopyacılık ile değil; çalışma, alın teri ve dürüstlükle yapılması gerektiği verilmesi gereken ilk bilinç ve duygu olmalıdır. Ben sınıfta dersimi verir çıkarım yaklaşımı samimiyetsiz bireylerin yetişmesine sebep olacak bir yaklaşımdır.
Yıllar sonra öğrencilerimle karşılaştığımda anlattığım derslerden akıllarında kalanların ne olduğunu sorduğumda verdiğim bilgilerden çok davranışların kaldığını gördüm. (Ben kopya çekiyordum beni yakaladınız, sigara içerken gördünüz beni sonra bana şöyle bir ceza verdiniz v.b)

Öğrenciler artık internette pasif kullanıcı olmaktan çıkıp üretici konuma gelmişlerdir. Öğretmen arkadaşlarımın ‘Mezun ettiğimizde adını soyadını zor yazan öğrenciler bizi yıllar sonra Facebook’da buluyor ve öyle cümleler yazıyorlar ki şaşırıyoruz’ dediklerinde  Facebook’un, dil ve anlatım dersinin öğrenciye kazandırmak istediği düzgün ve etkili bir şekilde anlatma becerisini kazandıran gayr-i resmi bir eğitim platformu olduğunu düşündüm. Elbette net aleminde kullanılan dil kimi zaman yozlaşmaya da yol açan bir dil olabiliyor, bu yüzden müspet etkisi kadar menfi yönünü de unutuyor değiliz.

Peki dijital dünyada eğitim için kuracağımız portallar öğrencinin dikkatini nasıl çekebilir?
Bu anlamda Fatih Projesinin en önemli ayaklarından biri olan EBA, bunu hedeflemektedir. EBA (Eğitim Bilişim Ağı) öğretmenler ile öğrenciler arasında iletişim kurmak, eğitim hayatları boyunca kullanabilecekleri materyalleri sağlamak üzere MEB bünyesinde kurulmuş olan eğlenerek öğretmeyi hedefleyen bir eğitim portalıdır. (http://www.eba.gov.tr/). Bakanlığın uygun gördüğü  alternatif eğitim sitelerini ve portalları da bünyesinde barındırmaktadır (http://www.eba.gov.tr/eicerik ) .

Eğitim müfredatının Fatih projesiyle artık kısmen dijitalleşmesi  gerekiyor, örneğin resim dersi gibi…  Düşünün tüm dünya artık photo shopla resim çizip grafikleri dizayn ederken bunun gerisinde durmamak lazım. Resim çizen tabletler müfredatın içeriğini de geliştirmemizi isteyecektir, bu yüzden kalemle, elle çizim yaptırılırken ilerleyen yıllarda işin dijital boyutta resim çizimi de ihmal edilmemeli. Tablet şart değil, PC ekranında da olabilir bu. Müfredatı tamamen dijitalize edemeyiz elbette. Örneğin müzik dersinde sanal bağlama ya da gitar gibi aletlerle müzik yaptırmak sağlıklı bir yaklaşım değildir.  Çünkü motor hareketler denilen hareketler sayesinde el becerileri gelişecektir. Yoksa  gerçek müzik aletlerini çalarken kavuşulacak olan el becerisini mezara gömersiniz .

Millî Eğitim Bakanı Ömer DİNÇER’in bir konuşmasında yaptığı şu alıntı dikkat çekicidir:
‘Profesör Richard Sennett şöyle demektedir;
“Günümüzde en az iki yıllık üniversite eğitimi almış genç bir Amerikalı, çalışma yaşamı boyunca en az 11 defa iş değiştirmeye ve 40 yıllık sürede en az 3 defa temel becerilerini yenilemeye hazır olmalıdır” (Dijital Çağda Eğitimde Fırsatlar ve Sorumluluklarımız”  konulu XI. Geleneksel Eğitim Sempozyumu açılış konuşmasından)

Fatih Projesine yönelik içerik üretimine değerler eğitimi açısından dikkat edilmesi gerektiğini belirttikten sonra; niçin akıllı tahtaya evet, tablete kısmen hayır dediğimizi maddeler halinde sıralamak istiyorum. Fatih projesiyle ilgili pilot okulları ziyaret edip sorunları rapor halinde sunduğum için bu konuda kendi notlarımdan ve konuya kafa yoran eğitimcilerin ve gözlemcilerin görüşlerinden de faydalandım.

Fırsatları Artırma Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi pilot uygulaması, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından 2012 yılında 17 il, 52 okulda başlatıldı. Seçilen okullarda sınıflar etkileşimli tahta, fiber internet bağlantısı, çok fonksiyonlu yazıcı ile donatıldı ve pilot çalışması kapsamında yer alan öğrenciler ve öğretmenlere tablet bilgisayarlar verildi.

Şimdi:

-Bilgisayar ya da internet erişimi olmadığında çocuklar ne yapacak? Burada oluşacak eksiklik nasıl giderilecek? Bu anlamda müfredatı dijital dünyaya tam bağımlı kılacak bir değişimden uzak durmak lazım.

– Üst sınıflara geçtikçe ya da hali hazırda ders yılı içerisinde defter yerine geçen öğrenci tableti kaybedilince ya da tablet çökünce notlar, bilgiler ne olacak? Nerde ve nasıl yedeklenecek?

– Tablet bilgisayar kullanımından dolayı öğrencilerin derslerde dikkatlerinin dağılması, tahtanın bir sunum aracı olarak sürekli kullanımının öğrencileri pasifize etmesi, öğrencilerin boş zamanlarını bu teknolojilerle uğraşarak geçirmeleri, öğretmen–öğrenci arasında göz temasını azaltması gibi (bu önemli bir sorundur; çünkü öğrenci önündeki tabletle internette sörf mü yapmaktadır, yoksa dersle ilgili bir sayfaya mı bakmaktadır) sorunlar; tablet kullanımını derslerin kimi konularına has kılınarak aşılabilir. Öğretmenler sınıf yönetimde artık zorlanacaklardır.

Öğretmenler akıllı tahta ile uğraşırken öğrencilerin derste tablet ile uğraşmaları sınıf yönetiminde kargaşaya sebep vereceği için öğretmenler tarafından tabletler kilitlenebilmelidir. Gerçi böyle bir yazılım icraata konulduğu halde kimi öğrencilerin tabletlerini kilitlemekten koruma ihtimalleri yüksek çünkü teknolojide artık aşılamayan duvar yok. Sınıf yönetimini kolaylaştıracak diğer bir yolda öğretmenin sınıfa sırtını dönmeden akıllı tahtaya yazı yazmalı tahtadaki dokunmatik klavyeyi değil verilecek harici wireless klavyeyi kullanmalıdır. Hatta öğretmen öğrencileri arasında onlarla birlikte akıllı tahtaya yönelmeli ve uzaktan kumanda ile sunumunu yapabilmeli.

-Fatih projesiyle ilgili gündeme gelen sağlık sorunu üzerinde ciddi tahliller yapılmalı. Radyasyon etkisi, ekran-göz sağlığı, tahtanın ısınmasından kaynaklı rahatsızlıklar, baş ağrısı, parmakta meydana gelen tahriş gibi (akıllı tahta ve tabletlere yedekli birer yumuşak uçlu kalem kesinlikle şart, onu da belirtelim) sorunlar üzerinde tatmin edici bir sonuç alınmadan Türkiye geneline yaygınlaştırılmamalı.

-Engelli eğitimi ile entegrasyon sağlanmalı. Neticede engellilerin kullanımıyla ilgili yapılmış programlar öğretilirken tablet sesli komut veya açılan sayfayı gezerken yönlendirme için sesli okuyabilecek mi?

-Sadece tabletiyle ilgilenen asosyal öğrencilerin önüne geçilmeli. Okul idareleri ve öğretmenlerin ‘Tableti teneffüste bırakıp dışarı çıkın bu sağlığınız ve zihin gelişiminiz için şarttır’ demeleri, bu sayede teknolojinin negatif yönünün de var olduğunu öğrenciye hissettirir. Sadece tabletiyle ilgilenenler kadar elbette anlamadığı konulardan dolayı öğrenciler arasında diyaloglarda çoğalabilir; fakat bilgisayar teknolojilerinin kişileri yalnızlaştırma eğilimi benim şahsi gözlemlerime göre daha fazladır.

– Başta Matematik ve Geometri olmak üzere Fizik, Kimya, Türk Dili ve Edebiyatı, İngilizce  gibi derslerde bazı öğretmenlerin ders öncesinde hazırladıkları konuları ve soruların çözümlerini ders sırasında akıllı  tahtayı kullanarak daha kısa sürede gerçekleştirdiklerini gördüm. Derslerde yaklaşık %30’luk bir zaman kazandıran akıllı tahta bu projenin eğitim dünyasına verdiği en önemli hediye. Sadece şuna dikkat edilmeli; öğrenciye ‘Bir daire çiz’ denildiğinde o tam çizemese de akıllı tahta otomatik düzeltmektedir. Bunun gibi eğitimsel açıdan ufak tefek kusurları olsa da Fatih Projesinin eğitim dünyasına en büyük armağanı bu akıllı/etkileşimli tahtadır.

-Tabletlerin şarjlarının 6 saat gitmediği çabuk bittiği şikâyetini çok duydum. Bu da tabletler için okullarda güvenli bir yerde  şarj kutularının oluşturulması zorunluluğunu getirmektedir. Ayrıca ders işlenirken tabletin şarjı bitecek öğrencinin dersten kopmaması için uzun kablolu bir şarj sistemi olmalıdır sınıflarda.

– Öğrencilerin kitap okuma alışkanlıklarının tablet bilgisayarların kullanımıyla azalabileceği göz önüne alınarak, başta edebi eserler olmak üzere ders dışı kitaplarda tabletlere yüklenmelidir.

-Akıllı tahtada yapımcı ve yönetmenliğini yaptığım eğitim videolarını izleyince şu eksiklikleri gördüm; akıllı tahta büyük ekrana sahip olduğu için TV ve bilgisayar ekranına göre yapılan videoların görüntü kalitesi düşmektedir. Bu videolar yüksek kalitede ayrı bir link verilerek depolanmalı, öğretmen oradan indirip izletmelidir öğrencilere. Küçük yazılmış yazıları arka sıralardaki öğrenciler göremediklerinden şikayet etmektedirler. Aynı şekilde tabletlerin ekranı küçük olduğu için üzerine küçük harflerle yazılı videoları büyütme imkanı yok. Eğitim materyalleri modüler tarzda buna göre dizayn edilmelidir. Öğretmen örneğin dağlar konusunu işlerken artık eski usul 20 dk. boyunca bir eğitim filmine mahkum olmak istemiyor (MEB tarafından ilk ve ortaöğretime çekilen eğitim filmleri ortalama 15 dk. Liselere çekilenler ise 20 dk. ile sınırlıdır). Öğretmen ‘Bana dağların oluşumunu, Türkiye’deki ve dünyadaki dağları anlatan uzun videolar değil bunların parçalanmış ve bölünmüş görüntüleri; bir Ağrı, bir Erciyes dağının resmi bile yeter’ demektedir. Din dersine ait yönetmenliğini yaptığım ‘Temizlik ve İbadet’ konusunda da (http://internettv.meb.gov.tr/dersler.asp?NO2=111&NO=2&KOD=3) boy abdestinden, teyemmüme tüm abdestleri ve alınışlarını; abdesti bozan şeyleri anlatan 23 dakikalık videolarda artık teknolojinin ve bilgisayar dünyasının yeni mantığına uygun değil. Öğretmen sadece örneğin namaz abdestinin alınışını gösteren bir video istemektedir. Çünkü tekrar tekrar gösterebileceği kısa ve sonuç alıcı videolar, akılda daha kalıcı olmaktadır. EBA’daki içerikler artık bu minvalde hazırlanmakta, bu da sonuç alıcı güzel bir gelişme demektir.

-Fatih Projesinin en önemli ayağı olan öğretmenlere kısa süreli kurslar değil, bir yıla yayılmış uzun süreli kurslar verilmeli. Projede yer alan öğretmenler Fatih Projesiyle ilgili ders verilen sınıflarda akıllı tahta olması gerektiğini, sadece teorik derslerin anlamsız olduğunu söylüyorlar. Eğitimin en önemli unsuru öğretmen olduğu için bu konuda bakanlık yetkilileri hassas olmalıdır. Öğretmenin öğrenci karşısında teknolojik yetersizliğini gösterecek en ufak bir açık eğitimin orada bitmesi demektir. Özellikle bir okula dağıtılmadan 3 ay önce tabletler öğretmenlerin elinde olmalı ilk önce öğretmenler tabletin kullanımını öğrenmelidir.

– İçerik üretiminde öğretmenler teşvik edilmeli. EBA’ya atılacak materyallerde en çok tıklanıp indirilen materyal sahibi öğretmenlere ücret verilmelidir.

-Son olarak tabletten kısmen vazgeçilmeli sadece ödül olarak öğrencilere verilmeli. Örneğin her sınıfta akademik anlamda not ortalamasıyla ilk üçe giren öğrencilerle beraber değerler eğitimi açısından örnek davranışlarda bulunan farklı üç öğrenciye de o sınıfta derse giren öğretmenlerin tavsiyesi doğrultusunda tablet verilmeli. Genelde akademik başarısı yüksek olan öğrenciler zaten örnek öğrenciler olduğu için okul idaresi ve öğretmenlere tableti vermede geniş yetkiler verilmeli böylece isterlerse sportif ya da kültürel bir yarışmada dereceye giren öğrencilere de tabletleri verebilmeliler.

Sonuç olarak etkileşimli ya da akıllı tahtaya evet; ama tablete hayır. Bir sendikacı olarak en çok şikayet aldığımız konuların başında sınıf içi huzuru bozan, eğitim ve öğretimi aksatan  cep telefonu sorunu varken bir de tableti tamamen sınıflara sokarak sorunu ağırlaştırmayalım derim.