DÜNYAMIZ KAÇ YILDIZLI BİR OTEL?


Her arzu ettiğimiz şey mevcut içinde. Demek ki her arzumuza cevab veren Birisi var !.. O görünmeyen ZAT bize çok güzel bakıyor ve bizden de bir istediği olmalı: Sunduğu nimetlerin değerini takdir etmek
Yani bu uzun seyahat serüveninde insanın asli görevi hayatını VIP (çok önemli kişi) statüsünde olduğunu takdir ederek geçirmek ve Kendi değerini takdir etmek. Asli görevi bu. Bu görevin adı: Tefekkür ve Teşekkür..

Bütün hayvanlara, bitkilere ve cansızlar üstünde hâkim role sahip. Halife-arz ünvanı ile dünyaya gönderildiğinin farkında olmak ve şerefli bir şekilde hayat sürmek..

Dünya denilen çok yıldızlı otelde kısa bir hayatla misafir olarak gönderilmiş çünkü.

Kendi değerini anlamak da öyle zor ve ağır bir görev değil. kısa süreliğine konakladığı dünya hayatını lüks bir otel ile kıyaslasa ne kadar “pahalı” ve lüks içinde yaşatıldığını anlayacak.

Turizm Bölümünde görev yapan bir akademisyen arkadaşımız uzun uzun bunun hesabını Yapmış…Lİnki aşağıda..

https://www.zaferdergisi.com/…/153-dunyamiz-kac-yildizli-bi…
….
– Odalarda, yatak başucunda merkezî aydınlatma düğmesi ve priz, boy aynası.

– Odalarda, bornoz, diş temizlik kiti, tek kullanımlık terlik, dikiş kiti, ayakkabı sileceği, cilası, duş köpüğü, makyaj temizleme pamuğu, kutu kâğıt mendil, şemsiye gibi en az beş adet amblemli malzeme.

– Banyolarda, resepsiyonla bağlantılı telefon.

– Altı odadan az olmamak üzere, oda kapasitesinin asgarî yüzde beşi oranında tütün ürünleri içilmeyen oda düzenlemesi.

-vs vs sauna, masaj, hamam. jimnastik ve spor imkanları.. havuzlar.. vs vs

ASlında Dünyamızın konforu hiç bir otelin konforu ile kıyas kabul etmek mümkün değil. Her keyfe hitap ediyor. Nice havuzlara, plajlara, denizlere sahip. Nice Sıradışı mucizevi canlı-cansız görsellere sahip. Müthiş bir açık büfeli menüsü var. Her kişiye ait özel hizmeti mevcut.
Bütün yıldızlar ve ay onun şahane avizeleri, koca güneş onun lambası ve kaloriferi.

Ve aslında bu dünyayı okyanuslarda yüzen dev bir otel. Sema denizinde hızla alıyor. Ama hiç bir sarsıntı ve rahatsızlık yok.
Turizmcilere göre, kruvaziyer seyahatleri en lüks ve en pahalı turizmdir. 
Evet misafir edildiğimiz dünya, uzayda kendi ekseni etrafında 1.600 km/saat, ve güneşin etrafında 107.000 km/saat hızla seyahat halinde. Çok pahalı bir seyahat. Yediği bir elmanın imal edilmesi için arkasındaki arkasında çalıştırılan mekanizmaları ve sistemleri düşünse dünya kadar hatta değerli olduğunu farkeder.

Kendi etrafına dönmekle VIP müşterilerine gece-gündüz manzarası ve nimetleri, güneşin etrafında dönmekle de mevsimler manzarası ve nimetleri sunuluyor.

Evet bu kruvaziyer seyahatte;

“Her bahar bir vagon gibi, hazine-i gaybdan yüzbin nevi et’ime ve levazımat, kemal-i intizam ile yüklenip zihayata gönderiliyor. Ve bilhassa o erzak paketleri içinde yavrulara gönderilen süt konserveleri ve validelerinin şefkatli sinelerinde asılan şekerli süt tulumbacıklarını göndermek, o kadar şefkat ve merhamet ve hikmet içinde görünüyor ki, bilbedahe bir Rahman-ı Rahîm’in gayet müşfikane ve mürebbiyane bir cilve-i rahmeti ve ihsanı olduğunu isbat eder.” (Bediüzzaman).

Şimdi bu dünya oteli beş yıldız mı, yoksa yedi yıldız mı ?.. Yoksa milyarca yıldızı olan harika bir Rabbani kruvaziyer gemi/otel mi olur? 
Karar vermek zor..

Burada eksikliğini hissettiğimiz hiç bir şey yok.

Konunun başka bir yönü ise tüm bu güzellikler bu kadar değeri ile beraber şunu da gösteriyor: Bu imtihan yurdundaki sunulanlar vitrinlik ve göstermelik. Müşterilere davetiye.

Asıl ebedi saadete ve mutlululuğun ip uçları ve gölgesi .. Sızıntılar. Sızıntısı ve Gölgesi böyle ise aslı ve menbaı nasıldır acaba?
Hayali ve tasavvuru bile zor.

Ultra lüks bir hayata, elemsiz ve kedersiz ve bitmeyecek bir mutluluğa davetiye.

Bu en lüks otellerden daha lüks olan bu misafirhanenin sahibi elçileri ve kitapları ile bu gerçeği ilan ediyor : Bu görünenlerin arkasında daimi saraylar var. Başka bir dünya sizi bekliyor. Orada hiç bir elem ve keder yok. Orası için çalışın.

Aklını çalıştıramayan, aklı gözüne inmiş ve hayatı bu dünyadan ibaret zannedenler, bu dünyadaki mallara takıldı kaldılar. Üzerlerindeki “fena damgasını” göremediler. Gölgeye aşık oldular. Ruhu ve kalbi ebede ve sonsuzluğa aşık olduğundan daimi bir elem ve keder içinde kaldılar. İstemeye istemeye öbür tarafa gittiler.

İnanmayanlar ve yaşamayanlar esasında farklı bir şey görmediler. Kendi yanlış kanaatlerini doğru zannettiler..

Osman Çakmak