CEVİZ KABUĞUNDAKİ DÜNYA

Ceviz kurdu, bir delik açıp cevizin içine girer. Ceviz içini yemeye başlar. Yedikçe büyür ve şişmanlar.Çıkıp gitmek ister. Fakat irileştiği için girdiği delikten çıkamaz. İçi yenilen ceviz de kurumuş ve sertleşmiştir. Kurtçuk çaresiz bekler. Aç susuz…Aç kaldıkça zayıflar.Eski cılız haline döner, küçülür. Binbir güçlükle delikten dışarı çıkar.Ama çıktığında mevsim bitmiş, ortada aç ve cılız bir kurtçuk ile içi boş bir ceviz kalmıştır.Bu dünyaya hırsla bağlanan ve sefehata dalan, haram helal demeden dünya nimetlerine saldıran. ömrün hesabını düşünmeden yaşayan insanların hali bu ceviz kurtçuğuna çok benziyor..İnsan dünyaperestleştikçe etrafına aşılması zor bir gaflet kafesi örmektedir.İbadet görevi aklına geldikçe “gençliğini yaşa, ihtiyarlayınca ibadetlerini yaparım” diye kendini kandırır.Halbuki dünyayı fiilen değil, kalben terketmek gerektiğini bilsen dünyaya ait işlerin de ibadet halini alacak. Ömrün soğuk ve renksiz günleri kapıya dayanınca zaten dünya senden uzaklaşıyor.İhtiyarlık kapıya dayanınca çoğu kez insan tövbeye de, geçmişte yıktıklarını tamire de vakit bulamıyor.Devlet bile seni gençlikte istihdam ediyor. İhtiyarlayınca emekliye ayırıyor.İhtiyarladıktan sonra zaten dünya senden uzaklaşıyor.Ama sen yine de dünyayı kalben terketmeyi beceremiyorsun.İnsan yaşadığı gibi ölüyor. Nitekim öldüğü gibi de dirilecek. Önemli olan gençlik günlerini Yaratan hesabına kullanmandır.Ölümün keşif kolları olan hastalıklar bedende vatan tutmaya başlamadan önce,Yani;Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan..Ebedi ömrün önündedir…